Diriliş Nesli Adına

22.11.2021
89
A+
A-
Diriliş Nesli Adına

Beni dirilten üstadım Sezai Karakoç’a bir mektup niteliğinde olsun isteyerek bu yazıyı kaleme alıyorum. Sadece şair ve yazar olmayan bir derdi, Allah’tan bir umudu olan mütefekkir ve diriliş mimarı Sezai Karakoç’un izinden gidenlerden olmak duasıyla çıktığım bu yolda ayak izlerini takip ederek bize bıraktığı medeniyet diriltme ödevi için çalışanlardan olma arzusundayım. Tevafuk o ki vefat haberini aldığımda günlük yazılarının bulunduğu ikinci kitabı olan Sütun’u okumakta idim. Bedenen göçünü gerçekleştirmiş olsa da ellerimde yaşayan fikirlerinin sahifeleri vardı. Derdiyle dertlendim, dertlenmekteyim çünkü onun derdi ümmeti Muhammed’in derdi idi. Geride kalanlar, dirilenler ve dirilmeye niyeti olanlar olarak üstadın bıraktığı yerden daima yol almalıyız. İşte bu noktadan sonra bana sirayet edenlerle devam edeceğiz.

***

Türkiye, yaklaşık iki asırdır bir buhranın içerisinde debelenip durmakta. Gün yüzüne çıkabilmek için pek de çabalıyor gibi değil oysaki. Kimse kimliğini aramanın, neye hizmet ettiğinin, ne için yaşadığının farkında değil. Bu farkında olamayış devam ettikçe, koskoca mazi hiçe sayıldıkça kendi kendini imha edecek hale gelecek belki de.
Kendimizi tanımamız gerek. Bu dünyada önemli bir dava için yaşadığımız bilincine sahip olmamız gerek. Bilgimiz, ilmimiz hepsi mevcut. Bunları yeniden yazmamız istenmiyor zaten bizden. Kendi köklerimize inmemiz ve onları öğrenerek özümsememiz isteniyor. Yapmazsak ne mi olur? Yok olmaktan kurtulamayız. Zihinlerimiz öyle ele geçirilmiş ve yönlendirilmiş ki detaylı bir temizlik gerekiyor bize. Batı’ya teslim ettiğimiz şuurumuzu, aklımızı ellerinden geri almamız gerekiyor. Bu Batılılar kim peki? Bizim köklerimiz üzerinden kendi köklerini bulabilmiş bir topluluk. Bizim göremediğimiz alimlerimizi görüp bize pazarladılar, ruhumuz duymadı. İslam’a etmedikleri hakaret kalmadı fakat onunla yüceldiler. Müslümanlara söylenmeyen laf kalmadı, onlara tecelli edilenlerle var ettiler şu anki konumlarını. Onlar bunları yaparken biz neredeydik? Manipüle edilmekle meşguldük. Onların küçümsediklerini, kötü bildik; onların yücelttikleriyle başarıya ulaşabileceğimizi sandık. Beğenilmeyen Doğu medeniyetini, Osmanlı’yı iliğine kadar sömürdüler, göremedik. Madden sömürge olmadan maneviyatımızı sömürdüler. İslam’ı, tarihimizi, köklerimizi onların kalemleriyle öğrendik. Batı dinine, kültürüne teslim olduk. Kendimiz olamadık, İslam’ın çizgisini koruyamadık, kötü temsiller olduk. Batı zihniyle İslam’ın izlenimini tahrip ettik. Müslüman zihnimizi köklerinden koparttılar ve çökerttiler iç dünyamızı. Sonuç hüsran. Duyamaz, düşünemez, algılayamaz olduk. Müslüman görünüşlü Batı medeniyeti insanı olduk. Biz bu krizi cephede değil; koltuklarımızda, plazalarımızda, okul kantinlerimizde, kafelerimizde otururken kaybettik. Zihnimizi ele geçirenler için bizi yönlendirecek zeminleri biz yarattık. Batı’nın ürettiği zamanın kölesi olduk.

‘’İkinci medeniyet krizi, kültürel inkardır.’’ der Tanpınar. İzin verdik gençliğimizi şekillendirsinler diye. Onlara benzedikçe uygar olduk sandık; benzemedikçe gerici, yobaz. Halbuki kültür, bizim meydana getirdiğimiz şeyler değil miydi? Hiç Müslümanla, Hristiyanın kültürü; Doğu’yla Batı’nın kültürü bir olur mu? Bir ettiler ve yok ettiler farklılıklarımızı. Ayda, yılda bir tekrardan yaratır oldular dünyanın kültürünü; adına da popüler kültür dediler. Bir fabrikadan çıkar gibi olduk. Sokakta yürürken artık herkes aynı, herkes tek tip. Farklı olanı kabullenemez hale geldik. Bizden olmayana, bize benzemeyene düşman gözüyle bakmaya başladık. İnsanlığın insanlığını sürdürebilmesi için farklı kültürlere, inançlara-inançsızlıklara saygı duymayı ve bu farklılıklarla birlikte yaşayabileceğini öğrenmesi gerekmektedir. Bu fikri olgunluğa kavuştuğumuzda medeniyetimiz yeniden dirilecektir. Biz iki asır öncenin İstanbul’uyduk. %30’u gayrimüslim olmasına rağmen Müslüman şehriydik. Ermeni, Rum komşusuyla; farklı kültürleriyle İstanbul’duk. Sözde %95’i Müslüman olan fakat %5’i ayrı gören İstanbul değildik. Tamam. Geri gelmiyor değiliz, geliyoruz. Tarihi bilinçlerimizi oluşturup, medeniyet krizlerince bize yol gösteren üstatlarımızı okuyup hazmederek geliyoruz. İslam’la Müslümanlaşarak geliyoruz. Zihnimizi özgürleştirip, bize ait olan zamanı ve zemini Batı’nın kanlı ellerinden alıp merhametimizle tekrardan geliyoruz. Kendi medeniyetimizi soyutlayıp çekip kurtaracağız. Batı’nın kulu olmuş sahte aydınları okuyup zihnimizi çöplüğe çevirmeyeceğiz. Tanpınar’ı, Yahya Kemal’i, Mehmet Akif’i, yakın vakitte kaybettiğimiz üstadım Sezai Karakoç’u ve yaşayan değerimiz İsmet Özel’i okuyacağız. Doğu medeniyetinin alimlerini okuyup temellerimizi sağlam atacağız. Batı’nın lanetli tuğlalarını söküp atacağız zihnimizden. Verdiğimiz medeniyet krizlerine hazır, savaşabilen, konuşabilen bireyler haline geleceğiz. Sürünsek bile birbirimize omuz vurarak değil, omuz vererek ayağa kalkacağız ve üstesinden geleceğiz bu zihin savaşının. Üretileni çoğaltmak yerine -Çin misali- üretileni üretecek fikri üretmek için çalışacağız. Amerika’nın ve kapitalizmin kölesi haline gelmeyeceğiz. Kaybolmaya yüz tutmuş medeniyetimizi dirilteceğiz. Araçların kölesi, niceliğin hükümranlığını kabullenmiş ekonomik robotlar olmayacağız.
Kendimizi inkâr edersek, intihar etmiş oluruz. İnkara teslim olursak 5000 yıllık Çin medeniyeti gibi yok olmaya ve intihara mecbur kalırız. Kalmayacağız.

 

ETİKETLER: ,
Sıla Durak
Sıla Durak
Sanat üzerinde izler bırakma istikametinde. Mimari, edebiyat, biraz da medya ve iletişim.
YAZARA AİT TÜM YAZILAR
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.