Sucuklu Yumurta

30.10.2021
160
A+
A-
Sucuklu Yumurta

Zamanında bir hocanın oğlu, babasının verdiği vaazı beğenmez imiş. Kendi ilminin daha yüksek olduğunu düşünür, “Ah babam bir müsaade etse de ben çıkıp anlatsam” dermiş. Bir gün bu dileği gerçekleşmiş, babası hutbeye geç kalmış. Oğlan fırsattan istifade geçmiş kürsüye, başlamış anlatmaya. En ince meselelere dahi temas etmiş. Harikulade bir vaaz verdiğini düşünüyormuş fakat cemaatin uyuklamaya başladığını görmüş. Tam o esnada babası çıkagelmiş, oğlunun yerine geçmiş. “Kusura bakmayın ey cemaat, ayıptır söylemesi hanım bir sucuklu yumurta yapmış, bitirmeden gelemedim”. Cümlesini bitirmesiyle cemaatten cezbelenen insan sesleri gelmeye başlamış.

Hikaye gerçektir, değildir orasını bilemem. Bunun gibi hadiselere çok kere şahitlik ettim bendeniz. Satırlarca betimlemelerle dolu kitaplar okuyup yakararak, kendini parçalarcasına sohbet anlatan insanlar dinledim. Kimi zaman karşımda ağlanırken kalbimde ufak bir titreme dahi olmadığı için kendimi sorguladım. Ta ki geçtiğimiz günlerde başıma benzer bir hadise gelene kadar.
Bu yaz gittiğim yaz kursunda siyer dersimize giren hocamız oldukça neşeli biriydi. Giyimi hoştu, hatta alışılmışın dışında şık bulduğumu dahi söyleyebilirim. Daha kendisini görmeden namı almış başını gitmişti. Herkes ismini söylüyordu. “Onun dersine girdin mi? Onun sayesinde duydum burayı. Onun dersleri çok keyifli…” Hal böyle olunca, zihnimde beliren hoca tasviriyle dersine girdiğim hocamın arasında oldukça fark vardı. Şaşırmıştım. Üstelik derste kendi hayatından örnek veriyor, gençken yaptığı hatalardan bahsediyor, arada bize de takılıyordu. Oldukça eğlenceli bir ortamdı, derin ilmi konuların geçeceği bir atmosfer yoktu sınıfta. Akademik üsluba alıştığımdan belki de yine aynı havayı solumak istemiştim başta. Fakat hocamızın dersleri ilerledikçe çok garip bir tesir uyandırmaya başladı bizde. Siyerin böyle bir güzelliği varmış, öyle diyor büyüklerimiz. Defalarca dinlesen bile tekrar dinlerken sıkılmazmışsın. Ne büyük rahmet…
Ders başlıyor, hocamız bize geçenlerde uçağa binip seyahat ettiğini, içinin bunaldığını anlatıyor. Siyer değil yani. Peygamberimizin (sav) adı dahi geçmiyor. Fakat bizim kalplerimiz öyle bir coşkuyla doluyor ki, çıkacak sanki. Burnumuzun direkleri sızlıyor, gözlerimiz şelale gibi akıyor. Neden? Hocamız uçağa binmiş.

Muhatabımızda oluşturduğumuz yankı, hadisenin bizdeki tesiri kadardır. Kalbin o meseleyle dolup taşmamışsa, anlattığın bir kuru saman gibi kalır o kulaklarda. Neyle doluysan onunla taşarsın. O kadar dolar ki kimisi, baştan başa meselenin kendisi haline gelir. Böyle insanlar isterse “sucuklu yumurta” desin, gözlerden yaş pare pare akar, o yumurta kalpte bambaşka bir noktaya temas eder.
Benim bir güle bakıp O’nu hatırlamam benim için rahmettir, demişti pek kıymetli başka bir hocam. Fakat bir Allah dostunun güle bakıp hatırlaması kabul edilemez, hatırlamak ancak unutmak ile mümkündür çünkü.
Hocamızın da kalbi o derece Resullullah’ın (sav) sevgisi ile doluydu ki, uçak dediği de oydu, yol dediği de oydu, menzil dediği de oydu. Hal böyle olunca o bindim dedi biz ağladık, gittim dedi yandı kavruldu yüreklerimiz. Kalbindeki ateş bize sıçradı, öyle bir yaktı ki, sucuklu yumurtadan hasıl olan hikmeti kavrattı.

ETİKETLER: , , ,
İrem Nur İnce
İrem Nur İnce
Ocak 2002 doğumlu. Türkçe öğretmenliği ve çocuk gelişimi okuyor. Çarkların gövdesinde yaşayıp gölgesinde ezilmemenin derdinde. Her yazardan zuhur edecek hikmete talip.
YAZARA AİT TÜM YAZILAR
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 2 YORUM
  1. Zeynep Seçer dedi ki:

    Gönlü güzel bakışı güzel kardeşim. Ruhunun derinliklerinde yaşadığın o güzel hisleri kaleme dökerek bizlerle de paylaştığın çok teşekkür ederiz. Kalemine yüreğine sağlık. Emeğin daim olsun. 🌸

    1. İrem Nur İnce dedi ki:

      Amin, Allah razı olsun. Ben teşekkür ederim inceliğin için.🌸