Spinoza’nın Tanrı ve İnsan Düşüncesi

21.12.2021
258
A+
A-
Spinoza’nın Tanrı ve İnsan Düşüncesi

Batı düşünce tarihinde tartışmasız bir şekilde çok önemli filozoflar yetişmiştir. Bu filozoflardan bazıları kurdukları düşünce sistemleriyle hem kendi çağındakilere hem de kendinden sonra gelenlere örnek teşkil edecek yöntemler geliştirmişlerdir.

Benedictus de Spinoza, bu filozoflardan bir tanesidir. René Descartes ve Leibniz ile beraber 17.yy felsefesinin öncü rasyonalistlerinden biri olarak kabul edilir. 1632 yılında Amsterdam’da dünyaya gelen İspanya engizisyonunun baskılarından dolayı Hollanda’ya yerleşmiş bir Yahudi ailenin çocuğudur. Ailesi Spinoza’nın haham olarak yetişmesini istemiş ve bu yönde ellerinden gelen tüm imkânları kullanmışlardır. Spinoza, bu nedenle henüz erken yaşta gittiği Yahudi okullarında, sinagoglarda İbranice öğrenmiş böylece erken bir zamanda Yahudi ve Arap teologların düşünce biçimleriyle hemhal olmuştur.

17. yy felsefe öncülerinden olan Spinoza, henüz 24 yaşındayken Cemaat Mahkemesi tarafından dine karşı muhalif düşüncelerinden, Tevrat’ı küçük görmesinden, her ikisi de Descartes’in düşünce biçimine dayanan “Tanrı’nın evren ve doğanın işleyişi olduğu, bir kişiliği olmadığı ve Tevrat’ın Tanrı’nın doğasını öğretmek için mecazi ve simgesel bir kitap olduğu”  ifadelerinden dolayı erken yaşta Yahudi Cemaatinden herem edilir.

Spinoza, Batı düşünce tarihinden etkilendiği kadar bir dönem atalarının anayurdu olan Endülüs düşünce adamlarından da etkilenmiştir. Bunların başında tartışmasız sadece Yahudilik üzerinde değil, İslam ve Hristiyanlık üzerinde de büyük bir etki yaratan Moses ben Maimon gelir. İbn-i Meymun, Endülüslü Yahudi ve Arap düşünürlerinden biridir. Spinoza’nın birçok yönden İbn-i Meymun’dan da etkilendiği söylenmektedir.

Spinoza’nın Tanrı-İnsan anlayışından bahsederken, Descartes’in düalist töz anlayışının Spinoza’da nasıl anlaşıldığına bakmak gerekir. Spinoza edindiği bilgilere eleştirel yönden yaklaşmıştır. Olayları, mantık ilkelerine uygun olup olmamasına göre değerlendirmiştir. Spinoza mantık ilkelerinden hareketle Descartes’in düşüncelerinin bir kısmını kabul etmiştir. Fakat bazı noktalarda kendisini eleştirmekten geri durmamıştır. Bunların başında da Descartes’in düalist töz olarak geliştirdiği maddi töz ve zihinsel töz anlayışı gelir.

Spinoza bu düşünceyi “Tanrı tek töz olacak, geri kalan her şey ruhta, cisimde bu tek ve sonsuz özün birer şeklidir.”  ifadeleriyle tek töze indirgemeye çalışır. Bu anlamda Spinoza düalist töz anlayışını tek töz şeklinde ifade etmiştir. Spinoza Tanrı’ya ulaşmaya çalışırken, Tanrı’nın tabiatını, doğayı, hayatı inceleyerek yaşamla ilgili tüm gerçeklere cevap arama girişiminde bulunmuştur. Burada Tanrı’ya ulaşma, Tanrı hakkında yorum yapma dahası Tanrı’nın ne’liği hakkında sorulacak soruların birer çıkış noktasıdır.

Spinoza insan eylemleri noktasında, “Ne kendi bireyselliğine ne de kendi bağımlılığına sahip olmayan ve Tanrı’nın kısa süreli bir görünümü olan ben yani insan, hiçbir şeyde en ufak bir tercihe sahip değildir.” (Etika) düşüncesiyle insan eylemlerinin doğrudan olmasa da kendi dışındaki etmenler tarafından belirlendiğini savunur. Bu düşünceyle beraber Spinoza insan hürriyetini yadsımakta, insan bireyselliğini reddetmekte ve insanın öz yeterliliğini inkar etmektedir.

Spinoza Tanrı ve İnsan konusunda “Bir kere, kendi kendine yeterli mutlak realite olan Tanrı sonsuz, bölünmez, değişmez evrensel tözdür ve insanın özüne ait olmayandır. Başka bir deyişle, insanı insan yapan, töz olmak değildir, her şeyden önce, insanın varoluşu zorunluluk içermez, bir insan, hatta genelde tüm insanlık varolabileceği gibi olmayabilir de, ama eğer varolacaksa hangi biçim altında varolacağı belirlidir. İşte insanın özü budur. İnsanın özü, evrensel varlığın belirli bir hali ya da modifikasyonudur. İnsanın özü, evrensel varlıkta (Tanrı’da) varolan evrensel varlık olmadan tasavvur edilemeyecek bir şeydir. Ya da başka bir deyişle, insanın özü evrensel varlığın özünü belli ve belirli bir biçimde açığa vuran bir hali ya da modifikasyonudur.”[1] şeklindeki açıklamasıyla Tanrı-İnsan farklılığını ortaya koyar.

Aynı şekilde Spinoza Tanrı-İnsan ayırımından hareketle Etika’da “Tanrı’yı meydana getiren akıl ve irade bizim aklımızdan ve irademizden büsbütün başkadır ve onlara ancak ad bakımından benzerler. Tıpkı köpek denilen burcun bu addaki havyana ancak ad bakımından benzemesi gibi. Tanrı’nın aklı, bizim aklımızın özünün olduğu kadar varlığının da nedeni olduğu için, bundan şu sonuç çıkar ki, Tanrı’nın aklı bizimkinden gerek özü, gerek varlığı bakımından ayrılır ve onlar birbirlerine ancak söylemiş olduğumuz gibi ad bakımından benzerler. Tanrı’nın iradesi içinde aynı şeyin söylenebileceği ve aynı akıl yürütmenin yapılabileceğini anlamak kolaydır.”[2] ifadelerini kullanır.

Spinoza’nın evren anlayışına da bakıldığında da Tanrı ve doğanın bir olduğu, tek sayıldığı görülmektedir. Spinoza bunu Etika’sında “Evrende aynı tabiatı ya da aynı sıfatı olan iki ya da aynı sıfatı olan iki ya da birçok töz olamaz” şeklinde ifade eder. Töz’ün tanımını yaparken Spinoza “Töz kendinde olan ve kendisi yoluyla kavranabileni başka bir deyişle kavramı bir başka şeyin onu oluşturması gereken kavramına gereksinmeyeni anlıyorum” (Törebilim) ifadelerini kulanmıştır.

Spinoza Tanrı ve doğayı tek surette düşünmekte, doğayı Tanrı’yla bilinen olarak vasıflandırmaktadır. Doğa Spinoza’ya göre Tanrı’nın dışavurumudur. Bu düşüncesiyle Spinoza, Panteist düşünce akımının içeriğine sıkıştırılmaya çalışılmıştır.

 

 

[1] 4 Spinoza, Etika, (Çev. H. Ziya Ülken), İstanbul, 1965, s. 26 – 27.

[2] Spinoza, Etika , İstanbul, 1965, s .38-40.

ETİKETLER: , , ,
Bünyamin Tanrıkulu
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.