Sezai Karakoç’un Ardından

03.12.2021
371
A+
A-
Sezai Karakoç’un Ardından

Türk edebiyatının ve modern Türk şiirinin günümüzde yaşayan en kıymetli büyüklerinden birini, üstat Sezai Karakoç’u kaybetmenin, onun deyimiyle dünya sürgününü tamamlayıp ebedî hayata göçüşünün üzüntüsünü yaşıyoruz. İslamcılık düşüncesi ile Türk sanat ve edebiyat hayatının temel referans noktalarından biriydi üstat. Onun göçüşüyle yalnız bir şairi kaybetmedik, sağlam bir mütefekkir, bağımsız, özgün bir yazar ve kutlu bir dava erini, tabiri caizse pîrimizi kaybettik. O üzerine titrediği, sevdiği saydığı, kendini de bizden biri olarak gördüğü ve gerçekten de bizim gibi genç olan Sezai Karakoç’a son vazifesini yapabilmek için Şehzadebaşı Camii’nde bulunanlar, o müthiş kalabalığın çoğunluğunun gençlerden oluştuğunu, yaşlıların dudaklarından çıkan duaları ve entelektüel kamuoyunun önde gelen isimlerinin de orada olduğunu gördüler, duydular.

Cenaze merasiminde bulunan birçok şair, yazar ve düşünürle söyleşiler yapıldı. Süleyman Ragıp Yazıcılar, Şakir Kurtulmuş, Enes Batman, İsmail Kılıçarslan ve Ömer Erdem’in üstat Sezai Karakoç’la ilgili duygu, düşünce ve anılarını sizlerle paylaşıyoruz.

 

İlk olarak yazar Süleyman Ragıp Yazıcılar üstat ile ilgili duygu ve düşüncelerini aktardı.

Üstadımıza Allah rahmet eylesin. Öncelikle bir açıdan da bu hüzünlü günümüzde çok sevinçli olduğumuzu da söyleyebilirim çünkü Sezai Karakoç, bir yıldız gibi yaşadı. Adeta ölümü öldürdü. Düşünceleri, fikirleri miras kaldı. Şöyle bir ifadesi vardı, aklımda hala ‘Sahte huzur ve rahatını terk etmeyenler gerçek huzuru asla bulamayacaklar.’ buyuruyordu. Üstadımız hepimizin gözleri önünde gerçekten de sahte huzuru ve rahatı terk etti. Allah için gayret etti, uğraştı. İslam birliği için, İslam’ın izzeti için, vahyin güzelliğini tüm dünyaya duyurmak için elinden geleni ardına koymadı. Günlük yazıları var üstadımızın fakat onların ömürlük olduğunu çok rahat söyleyebiliriz. Bizim ömürlerimizi ve bizden sonraki nesillerin, diriliş neslinin ömrünü adeta parlatacak ve ihya edecektir. Sezai Karakoç üstadımızın Şehzadebaşı Camii’nin haziresine gömülmesi de ayrı bir güzellik çünkü burası İstanbul’un kalbi sayılır.

Etrafımıza baktıkça Sezai Karakoç üstadın yaşındaki insanlar değil, hep genç insanlar burada olduğunu görüyoruz. Aslında diriliş nesli burada diyebilir miyiz?

Sitelere, yalılara taşındığımız bir çağda Türkiye’nin ulu şairi, dava öncüsü Sezai Karakoç mütevazı bir apartmandan, Fındıkzade’den son yolculuğuna çıkmış oldu. Sevenleri yine öncelikle gençlerdi, tekbirlerle dualarla uğurladık onu.

Üstadın Gün Doğmadan kitabının sayfalarını açarken ‘Rüzgar’ şiiriyle karşılaştım ve ilk kıtasında üstat şöyle demiş: ”Uçurtmamı rüzgar yırttı dostlarım/Gelin duvağından kopan bir rüzgar/ Bu rüzgar yüzünden bulutlar yarım/ Bu rüzgar yüzünden bana olanlar.” Belki de her şey onun oluşturduğu bir rüzgarla başladı ve bugünlere geldi diye hissettim. Yazılanları okuduğumuzda kendisine karşı çok büyük bir teveccüh var. Biraz da bu, edebiyatının güçlü ve dinamik olmasından kaynaklanıyor diye düşünüyorum.

‘’Türkiye’de gerçekten ortak değer olarak kalabilen son insanlardan biri. Farklı kesimleri dahi kendi şiirinin gölgesinde, büyük edebiyatının güzelliğinde, mana derinliğinde serinleyebileceği eşsiz insanlardan biri Sezai Karakoç. Çünkü o fikrî dünyası bir yana şairliği, edebi dünyası bir başka yana. Adeta her iki ufukta yelkenleri açmış, büyük ufuklar göstermiş, Türkiye’deki insanları kim olduğuna bakmaksızın beslemiş bir insandı. Bu noktada da Sezai Karakoç, Türkiye sathında devletimizin, milletimizin büyük bir kaybıdır. Ümmet sathında da ümmetin bir yıldız şahsiyetidir. Allah rahmet eylesin.’’

Üstadın özellikle bir yalnızlık tercih ettiğini düşünüyoruz. Kendisine ödüller veriliyor fakat ödülleri almaya gitmiyor. Başka bir yerde duruyor hatta başka bir yerde durmayı tercih ediyor. Belki buradaki kalabalık onun o yalnızlığını, içine sindiremeyen insanlardan oluşuyor. Yalnızlığını tercih etme sebebi kendi edebi dünyasından mı kaynaklanır, ideolojik dünyasından mı kaynaklanır? 

Üstadın asil duruşu, yalnızlığı, onun o bilinçli bir şekilde uzak durması, medyada görünür olmaması, ben illa bir yere çıkmalıyım bir yerde görünmeliyim duruşunda olmaması aslında hepimizin takdirini kazanıyor. Bu da çok ilginç ve güzel. Sebebi şu; bu kadar görünürlüğün arttığı bir dünyada bilinçli görünmezliği tercih eden, adeta seçkin yalnızlığının içinde yaşayan ama kalbiyle, kelimeleriyle, merhametiyle, sevgisiyle, inancıyla, aşkıyla aslında hepimizi emzirmeyi başarabilen bir büyük üstattı. Bu nokta benim gönlümde Allah’ın bu gibi insanlara özgü müstesna lütufları. Belki kendi isteseydi yapamayabilirdi de. Ömrünün sonuna doğru nice insan başka hale gelebiliyor, üzüntü bırakabiliyor yüreklerde ya da seviyoruz, sonunda sevmez hale gelebiliyoruz ya da çok seviyoruz, sonunda çok küçük bir hale gelebiliyor; böyle bir ölüm ayrı bir lütuf. O bir çizgide yaşadı, bir üslubun temsilcisi oldu. Ardından da o hatıralarıyla, o güzelliğiyle son nefesini vermek nasip oldu. O yüzden üstada bence bu Allah’ın büyük bir lütfuydu. Onun iradi seçimi, bilinçli tercihlerinin yanında Allah’ın büyük bir lütfuydu. Hatırlayın en son zamanlarında İbrahim Kalın ve birkaç kişi yanına gitti sadece orada onun hemen hemen halka açık ve tebessümlü halini gördük. Orada mutluydu, gülümsüyordu, herkese hoş davrandı, muhabbet etti. Onun celal hali, o yalnız hali, o müdarasız, müdanasız hali belki biraz hayatın dünyevileşmesinin de çağrılarına karşı uzak tavrı orada tebessümle süslendi. O yüzden kendi kanaatim öyle yaşaması Allah’ın büyük bir lütfuydu.

 

Şair, yazar Şakir Kurtulmuş da üstat ile ilgili duygu ve düşüncelerini aktardı.

Burada çok sayıda genç görüyoruz. Açıkçası üstadın diriliş nesli diye adlandırdığı insanları görüyoruz ve sanki onun hayalleri ve muştusu üstadı uğurlarken gerçekleşiyor. 

Bizler dünya sürgününü tamamlayan Üstat Sezai Karakoç’u ebedi dünyaya uğurlarken Şehzadebaşı camisindeyiz. Çok üzüntülüyüz tabi, hüzünlüyüz. Büyük bir yakınımızı kaybetmiş olmanın hüznü var. Üstat, altmış yılı aşkın bir süredir hayatında hep hakikat medeniyetini savunan, diriliş düşüncesi şemsiyesi altında hakikat medeniyetinin mücadelesini veren bir insandı. Çünkü onun, diriliş neslinin oluşması için, diriliş neslinin tohumlarını atarken böyle bir neslin gelecekte var olacağına olan inancı tamdı. Bugün burada bu gençleri bir arada görmüş olmak tabi bizi mutlu ediyor. Ama bu yeterli mi, elbette değil. O ahlak ve erdemiyle de bize hayat örneği olarak önümüzde duruyor. Biz onun hayatını sahabe hayatı gibi yaşadığını da çoğu kez görmüşüzdür yanında olanlar olarak. Bu gençliği yetiştirirken diriliş düşüncesi adı altında, İslam medeniyetinin yeniden dirilmesi konusunda bu gençliğe ne kadar önem verdiğini çok iyi bilmekteyiz. Nerede bir Müslüman varsa, nerede bir Müslüman hüzün, acı ve sızı içindeyse bu onun da derdi idi. Dolayısıyla her bir Müslümanın aynı zamanda hemşehrisiydi yani vatandaşıydı. Onunla kendisini hemhal sayıyordu. Onların dertleriyle, sızısıyla ve hüznüyle kendisini bütünleştiriyordu. Bize böyle bir örnek sundu. Rabbim rahmetiyle kucaklasın. Hayatı, düşüncesi, yaşantısı ve şiirleriyle örnek bir hayat bıraktı bizlere. Onun mirası, geride altmış civarındaki kitabı ve yüzlerce konuşmasıdır. Onlara erişecek olan, onları anlamaya çalışacak olan gençlerin, o düşünceyle kucaklaşarak, çalışmayı daha ileriye götürmek noktasında gayretli olacaklarına olan ümidimiz tamdır. Allah’tan rahmet diliyoruz. Mevkii, makamı cennet olsun.

Üstat için ikinci yeni temsilcisi diyenler var. Çok nevi şahsına münhasır bir yerde duruyor gibi geliyor bize. Kendisi de çok bunun içerisinde yer almak istemiyordu diye düşünüyoruz. Siz bu konuda ne dersiniz?

Sezai Karakoç kendi neslinin de kendinden sonra gelen kuşağın da öncü şairi olarak yer aldı. Onun çağdaşları, Karakoç’un şiirini gördüklerinde bu nasıl şiir böyle diyerek şaşırdılar, anlamakta zorlandılar. Ve onu, şiirlerini önemli buldukları için taklit etmeye çalıştılar. Onu da İkinci Yeni içinde göstermek isteyen şairler, eleştirmenler oldu fakat o İkinci Yeni şiirinin tamamen dışında, bağımsız bir kişilikle var oldu. Şiiri İkinci Yeni döneminde yaşayan şairler de dâhil, ondan sonraki gelen kuşakları da önemli ölçüde etkilemiştir. Dünya çapında bir şair, dünya çapında bir şiir ortaya koydu. Yüzyıl boyunca belki çok daha sonraları anlaşabilecek bir şiir. Derinliklerine inmek lazım, sık sık derinliklerine inmek lazım.

 

Editör, yazar Enes Batman da üstat ile ilgili duygu ve düşüncelerini aktardı.

Farklı yaş gruplarında insanlarla konuşuyoruz Sezai Karakoç üstatla ilgili biraz gençliği, üstadın gençlikteki ve diriliş neslindeki arayışlarını vurguladık. Şu anda da sanki o arayışlarına bir cevap buluyormuş niteliğinde bir kalabalık var. Siz onun bahsettiği diriliş nesliyle ilgili ve üstatla ilgili neler söylemek istersiniz?

Üstat her zaman çok genç birisiydi. Bugün bir gün gelecekti ama hangi gün gelse erken olacaktı. Yine öyle oldu, erken öldü. Biz ona doyamadık, onun söylediği şeylere de doyamadık. Yanına ilk gittiğimde on yedi yaşındaydım. Biz içeri girdiğimizde ayağa kalkmıştı, iki arkadaş gitmiştik. İnşallah cennette Allah’ın dostları da onu böyle güzel karşılarlar. O bizi çok güzel karşılamıştı. Bizim ufkumuzun, dünyaya bakışımızın, hayatımızın, her şey için temel referans noktasıydı. Bizim başımızdı, pîrimizdi. Dolayısıyla ondan çok şey öğrendik. Bugün hayata baktığımız çerçeveyi temel ölçülerde o çizdi ve bu ölçü her zaman gençlere uygun bir ölçüydü, genç bir ölçüydü. Her zaman kendisi de o gençliği, genç bakışı korumaya çalıştı. Bu gençliği ona her zaman bir enerji, her zaman bir cesaret de veriyor, bağımsızlığını koruyabiliyordu. Evet, kendi başına asil bir yalnızlığı seçti ama bu yalnızlık hiçbir zaman bencil bir yalnızlık değildi. Her zaman gençlerin kalbinde oldu. İnşallah cennette de güzel yerlerde olacaktır. Öyle dua ediyoruz.

Yalnızlığı seçme sebebinin şiirlerindeki ve ideolojisindeki hali gibi içe dönük bir meseleden kaynaklandığını mı düşünüyorsunuz? Çünkü ödül verildiği zaman almayan, daha mütevazi olan ve hayattaki bazı meselelere karşı muhalif duruşu olan bir insandı. 

Üstadın kavramlara ve olaylara bakışı çok daha derinlikliydi, güncel paradigmaların içine dalmadan bakabiliyordu. Dolayısıyla onun bir kavram olarak devleti ele alışı, siyaseti, politikayı ele alışı ve bir entelektüelin bunlarla kurduğu mesafeye karşı tavrı çok çok önemli, değerliydi. Onun buralarda gidip ödülleri almaması da onun bağımsızlığını, gençliğini ve sivilliğini koruması için çok önemliydi. Her şekilde kendi mesafesini doğru yerde koymaya çalıştı, hiçbir yere eklemlenmedi. İsteseydi bu dünyada çok daha farklı şeylerin içinde yaşayabilirdi, isteseydi çok daha müreffeh bir hayat yaşayabilirdi. Bugün Türkiye’nin entelektüel kaderinin, kültürel hayatının, edebiyat dünyasının en değerli insanlarından birisini uğurluyoruz ve Fatih’te çok sade bir apartman dairesinden uğurladık onu. Öyle olduğu için bugün burası bu kadar kalabalık. Böyle olması kesinlikle çok kaliteli bir şey. Onu bu yalnızlığıyla seviyorduk. Biz onun bu yalnızlığıyla kalabalıklaşıyorduk. Onu böyle seviyoruz ve hep de seveceğiz.

 

Şair, yazar ve gazeteci İsmail Kılıçarslan da üstat ile ilgili duygu ve düşüncelerini aktardı.

Üstadın hep vurguladığı bir diriliş nesli vardı. Şöyle etrafımıza baktığımızda gençleri görüyoruz. Üstadı uğurlarken sanki diriliş nesli onun yanında gibi görünüyor. 

Büyük adamların siz yaşarlarken etki alanını fark edemeseniz bile vefatlarıyla aslında ne kadar büyük bir etki alanına sahip olduklarını fark edersiniz. Caminin avlusuna girdim gireli on yaşındaki çocuklardan doksan yaşındaki ihtiyarlara kadar rahmetli Sezai Karakoç’a son vazifesini yapabilmek için bu cami avlusunu dolduran insanlarla karşılaşıyorum ve herkesin ortak cümlesi ‘Başımız sağ olsun.’ cümlesiydi. Bunu bir kolektif, birbirimize baş sağlığı dileyecek bir ölüm olarak görüyorlar. Bu da çok az insana nasip olur, ancak büyük insanlara nasip olacak bir uğurlama biçimiyle karşı karşıyayız. Hayatını diriliş neslinin, diriliş fikrinin inşasına adamış üstat Sezai Karakoç’a da doğrusu bu yakışır, bu yakışıyordu, böyle bir veda yakışıyordu. Allah menzilini mübarek etsin, makamını âli etsin. O ‘uzatma dünya sürgünümü benim’ diyordu, dünya hayatını bir sürgün yeri olarak görüyordu. Haşa ölümü arzulamıyordu, ölümü arzulamak biz Müslümanlara yakışmaz fakat dünyanın geçici bir sürgün yeri olduğunun da bilincinde olarak, bir yazar olarak, bir şair olarak yaşadı hayatı boyunca ve bugün burada Efendimiz sav’in bir hadisi şerifi tecelli ediyor gibi geliyor bana. Efendimiz buyurdular ki: ‘İnsan uykudadır, ölünce uyanır.’ Bugün Sezai Karakoç’un uyanışına kendi isimlendirişiyle dirilişine şahitlik etmek üzere buradayız, vefatına şahitlik etmek için değil. Aramızdan ayrıldı; hayat üzülsün, cennet sevinsin. Çok aydınlık bir dünya hayali kurmuştu ve bu aydınlık dünya hayalinin peşinde koşmuştu. Kendisi için dünyadan bir zırnık almış biri değildi. Dünyanın herhangi bir nimetine gözünün ucuyla dahi bakmış biri değildi. Onun bütün insanlık adına aydınlık bir dünya hayali vardı. Şimdi bize düşen, geride kalanlara düşen, geride bıraktıklarına düşen diyelim, onun bu aydınlık dünya hayalini yerine getirebilmek için omzumuzda bir sorumluluk hissetmek ve onun aziz hatırasına ancak onu anlayarak yaşamaya çalışmak, onu elbette analım ama Sezai Karakoç’u anmanın en iyi yolu artık onu anlamaya çalışmak. Bunu böylece düşünelim ve o diriliş derken neyi kastediyorsa onun peşine düşelim inşallah. Allah üstadımıza gani gani rahmet eylesin, menzili mübarek olsun, cennet buna çok sevindi.

Baş sağlığı mesajlarına baktığımızda çok farklı kesimlerden geldiğini görüyoruz. Acaba bu ideolojik duruşunun göstergesi midir, edebiyatının gücü müdür? 

Şiirin ve edebiyatın günün sonunda ideolojiler üstü bir şey olduğunu bu tip büyük kayıplardan sonra anlıyoruz. Geçtiğimiz yıllarda kaybettiğimiz Ülkü Tamer’in hangi ideolojik görüşe yakın olduğunu düşünmemiştik mesela. Sezai Bey’in eseri o kadar büyük bir eser ki, ideolojiler üstü bir eser, bir taraftan bu. İkincisi Sezai Bey’e ideolojik olarak karşı olabilirsiniz burada sorun yok ama Sezai Bey’i tutarsız, dürüst olmayan, kendi ideolojisinin peşine düşmeyen, kendi davasını sahiplenmeyen bir adam olarak göremezsiniz. Böyle olunca düşmanının bile saygı duyması gereken birine dönüşüyorsunuz. Sezai Bey bunu sağladı. O yüzden Türkiye’nin dört bir yanından ve kesiminden Sezai Bey ile ilgili taziyeler geldi.

Son olarak İsmail Kılıçarslan şunları ekledi:

 ‘’Diriliş nesli burada. Bana sorarsanız Türkiye’nin birikimi burada, bu caminin avlusunda bugün. Türkiye’nin birikiminin yapıtaşı isimler var. O isimlerden biri ve yaşayanların en önemlilerinden biriydi Sezai Karakoç. Bugün o birikim, Türkiye’nin bütün özeti, bütün hasılası ve Türkiye’de yaklaşık üç yüz yıldır sürdürülen bir mücadelenin toplamı bugün burada, bu caminin avlusunda.’’

 

Üstadın yanında çokça bulunan isimlerden şair, yazar, editör Ömer Erdem de üstat ile ilgili duygu ve düşüncelerini aktardı.

Şu anda gerçekten bir duygu selinin içerisindeyiz. Herkeste farklı bir duygu hali var. Siz üstadı nasıl tanımlamak istersiniz?

Üstadın bir değil, birden fazla yönü var. Önce şair yönünden başlamak gerekir. Bu bizim 1950 sonrası modern şiirimizin çevriminin tamamlanmasında ve modern şiirimizin derinlik kazanmasında birinci derecede rol almış büyük bir şair. Hakikaten eser toplamına baktığımız zaman modern Türk şiirini, onun şiiri olmadan tam anlamıyla açıklayamıyoruz. Öteki taraftan bir düşünür. Bir düşünce dünyası var. Yine 1950 sonrası Türk düşüncesinin yeniden açılım bulmasında kendisine özgü bir kavram geliştirmiş: diriliş kavramı. Nedir diriliş kavramı? Artık dünya gündeminden çekilmiş olan İslam medeniyetinin yeni bir anlayışla, yeni bir duyarlılıkla ayağa kalması meselesi. Bunu nasıl yapacak? Yazarak, şiir yazarak, düşünce üreterek, dergi çıkararak ve toplumla temas ederek yapacak bunu. Toplumla temas kurmasının yansıması da kurmuş olduğu partide kendisini gösteriyor. Özet olarak şunu söyleyebiliriz ki modern Türkiye’yi anlayabilmek için, modernliğe düşünce ve sanat açısından kim ne katmış ona bakmak gerekiyor. Sezai Karakoç’un katkısı da bu bakımdan benzersiz ve olağanüstü.

 

Üstat Sezai Karakoç merhumu ebediyete uğurlamak için 17 Kasım Çarşamba günü Esenler Belediyesi Şehir Ekranı İstanbul’da Şehzadebaşı Camii’nin avlusundaydı. Hem o anları oraya gelemeyenler için yayınlamak, gelecekte bu anları görmek isteyenler için arşiv niteliğinde olacak bir çekim yaptı ve bu kaydı kendi Youtube hesaplarından paylaştılar. Yayın esnasında değerli üstadı tanıyan, bilen, onu okumuş, yanında bulunmuş yazar, şair ve düşünürlerden, üstat hakkındaki duygu ve düşüncelerini aldılar.

Bu canlı yayını yaptıklarından ve kaydını da yazıya dökmemize, bizdenbiri.com’da yayınlamamıza izin verdiklerinden dolayı Esenler Belediyesi Şehir Ekranı’na, teşekkür ediyoruz.

Esenler Belediyesi Şehir Ekranı: https://www.youtube.com/c/ŞehirEkranıTV/featured

 

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.