Orhan Pamuk- Kırmızı Saçlı Kadın’da Metinlerarasılık

29.12.2021
273
A+
A-
Orhan Pamuk- Kırmızı Saçlı Kadın’da Metinlerarasılık

Kaderimden kaçayım derken,

yanlış bir yolda boşu boşuna yürüyor olabilir miydim?

 

Kırmızı Saçlı Kadın, 2006 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan Orhan Pamuk’un Doğu-Batı sentezi bağlamında Sofokles’in Oidipus’u ile Firdevsi’nin Şehname’deki Rüstem ve Sührap’ını harmanladığı eseridir. Bundan dolayı Orhan Pamuk bize romanı metinlerarası bir bakış açısı ile inceleme fırsatı vermektedir. Peki, nedir metinlerarasılık? Metinlerarasılık, yazılan metnin, herhangi bir şekilde, kendisinden önce yazılan metinlerden faydalanmasına verilen bir isimdir. Bu, birden fazla yöntemle ve farklı düzeylerde gerçekleşebilir. Kırmızı Saçlı Kadın’da da karşımıza etkilenilen iki eser çıkmaktadır. Birincisi Sofokles’in Oidipus’u, ikincisi ise Firdevsi’nin Rüstem ve Sührap’ı…

Kaderinden Kaderine Doğru Kaçan Oidipus

Oidipus, Thebes Kralı Laios’un İoakste’den doğan oğludur. Laios işlediği büyük bir suç nedeniyle lanetlenir. Karısı, Laios’un kendi oğlu tarafından öldürüleceğini rüyasında görür. Bu sonun önüne geçmek için çocuğu, elleri ayakları bağlı bir şekilde dağa bırakmaya karar verirler.  Bir zaman sonra civarda bebeğin sesini duyan bir çoban onu alır, Korintos Kralı Polybos’a götürür. Polybos ve karısı Priboia’nın çocukları yoktur. Oidipus’a kendi çocukları gibi bakar, büyütürler. Büyüdükten sonra anne-baba olarak bildiği insanların kendisini bulduklarını duyan Oidipus gerçeği öğrenmek için kâhinlere, Delphoi tapınağına gitmek için yola çıkar. Yolda atlı arabasıyla bir adam ters istikametten gelmektedir. Adamla münakaşaya girer ve bir anda hiddetine yenik düşerek adamı öldürür. Kâhinlerin yönlendirmesiyle Thebes’e gider. O sırada Thebes şehrinin başında Sphinks belası vardır. Sphinks belasından şehri kurtaran Oidipus şehre kral, dul kraliçeye de koca olur. Yıllar geçer 4 çocukları olur. Şehirde salgın hastalık baş gösterir. Kâhinler bunu maktul kralın katilinin bulunmayışına yorarlar. Sonunda gerçek ortaya çıkar Oidipus kralın hem oğlu hem katilidir. Bu gerçeğin ağırlığı ile Kraliçe İakoste canına kıyar. Oidipus de annesinin iğnesiyle gözlerini kör eder. (Mitoloji Sözlüğü – Azra Erhat S. 401)

Rüstem ve Sührap Hikâyesi –Şimdi Geçmişte Saklıdır-

İran’ın efsanevi kahramanı olan Rüstem bir gün atıyla birlikte ava çıkar. Rüstem fark etmeden Turan ülkesine kadar gider ve geceyi orada geçirir. O gece Rüstem’in atı çalınır. Uyandığında atını arayan Rüstem en yakın şehir olan Semengân’a gider. Rüstem oranın padişahı tarafından çok iyi karşılanır ve padişah Rüstem’in atının bulunması için emir verir. Ayrıca o gece misafir olacak Rüstem için şölen de düzenlenir. Bu şölende Rüstem sarhoş olur ve gidip yatmak ister. Rüstem’in yattığı odanın kapısına Semengân padişahının dünyalar güzeli kızı Tehmine gelir ve Rüstem’e kendisini tanıtır. Rüstem’in maceralarını masal gibi dinlediğinden bahseder. Rüstem Tehmine’yi çok beğenir. Sabah olunca Rüstem çok beğendiği bu kızı padişahtan ister ve nikâhları kıyılır. O gece Rüstem, Tehmine’ye pazısındaki dünyaca tanınmış mühreyi çıkarıp doğacak olan çocuklarına takmasını ister. Sabah olunca da padişah atının bulunduğu haberini verir ve ayrılık vakti gelmiştir. Semengân’dan döndükten dokuz ay sonra doğan çocuk erkek olur ve annesi adını Sührap koyar. Sührap da babası gibi adından söz ettirecek kadar güçlüdür. Sührap biraz büyüdüğünde annesine, babasının kim olduğunu sorar. Annesi de babasının güçlü pehlivan Rüstem olduğunu söyler ve Sührap’a Rüstem’in oğlu olduğunun Efrâsiyâb tarafından duyulmamasını öğütlediyse de Sührap bundan bir çekince duymaz çünkü Sührap, Keykavus’u yenerek babasının İran, Efrâsiyâb’ı yenerek de kendisinin Turan şahı olması düşüncesindedir. Sührap’ın babasını bulması için Semengân padişahı olan dedesi de her türlü yardımı yapar fakat Efrâsiyâb Rüstem’in İran’a babasını bulmaya gittiğini öğrenmesiyle bir plan yapar ve Sührap’a yardım etmesi için bir ordu gönderir. Sührap ile Rüstem’i karşı karşıya getirip ikisinden de kurtulmak ister. Sührap, İran sınırındaki bir kaleye girip bir kişiyi de esir alınca Keykavus’a haber gönderirler bunun üzerine Keykavus da Rüstem’den yardım ister ve Rüstem orduyla birlikte kalenin oraya gider. Sührap bunun üzerine esir aldığı kişiye ordunun içinden hangisinin Rüstem olduğunu sorar fakat adam bunun bir tuzak olduğunu düşünüp pehlivanlar arasında Rüstem’in adını atlar. Bunun üzerine birbirinden habersiz olan baba-oğul savaş meydanında karşılaşırlar, zırhlara büründüklerinden yüzlerini göremezler. Bu zamana kadar sayısız savaşta yer alan Rüstem bu sefer oğluna karşı savaşmaktadır. Sührap o kadar güçlüdür ki Rüstem bu duruma şaşar. İlk gün savaşırlar bir sonuç elde edemezler. İkinci gün savaş meydanına geldiklerinde Sührap Rüstem’in adını sorduysa da Rüstem cevap vermez. Sonrasında Sührap, yere düşen Rüstem’i öldürme şansı elinde olmasına rağmen Rüstem’in, düşmanı ikinci kez yere serersen o zaman aslan unvanı alır, hem de düşmanın başını gövdesinden ayırma hakkını kazanırsın demesi üzerine Rüstem’e bir şans daha verir. Ertesi gün tekrar savaş meydanında karşılaştıklarında bu sefer Rüstem Sührap’ı yere serer ve acımadan göğsüne hançeri saplar. Sührap ölürken Rüstem’in oğlu olduğunu söyler ve mühreyi gösterir. Bunu gören Rüstem kahrolur fakat Sührap babası tarafından öldürüldüğünü fark etse de mutludur, tek isteği iki ordunun geri çekilip barışı sağlamasıdır (Firdevsi, 1994 : 285-419)

Oidipus ile Rüstem ve Sührap’ın hikâyelerine değindikten sonra Orhan Pamuk’un bu romanında bu hikâyelerden nasıl etkilendiğine, roman karakterlerinin olay örgüsü içerisinde hangi kahramanları simgelediğine değinelim. Roman, Cem’in dershane harçlığını çıkarmak için Mahmut adında bir ustayla kuyu kazmak için Öngören’e gitmesiyle başlıyor. Kuyu kazma işine yardım etmekten arta kalan zamanlarda ya kasabaya iniyorlar ya da Mahmut ustası ile birlikte kuyunun yakınında kurdukları çadırda sohbet ediyorlar. Cem, kırmızı saçlı kadını yani Gülcihan’ı da kasabaya indiği vakit görüyor ve ona âşık oluyor. Gülcihan kasabada icra edilen tiyatroda oyuncudur. Cem, Gülcihan’ı görmek uğruna tiyatroya girmek için her yolu dener ve sonucunda girer de. Tanışmalarının ardından bir gecelik bir beraberlik olur ve bu beraberlikten bir çocuk dünyaya gelir. Henüz gençken yaşadığı bu yasak ilişkiden bir evlat sahibi olduğunu ise seneler sonra aldığı bir elektronik posta ile öğrenir. Kırmızı Saçlı Kadın’dan Enver adında bir oğlu olmuştur fakat oğlu doğal olarak kendisinden nefret etmektedir. Tabi bunun yanında Gülcihan da tek başına oğlunu büyüten Tehmine rolündedir.  Eserin başında genç bir çocuk olarak karşımıza çıkan Cem, ikinci bölümde bir baba rolündedir.

Cem’in Mahmut Ustayı babası yerine koyması da olayın başka bir boyutudur. Bununla beraber bir kaza sonucu kuyudaki ustasının üzerine kovayı düşürmesi ve ustasını orada bırakıp kaçması,  Freud’un, her oğulun babasını öldürmek istemesi tezini akla getirmiyor değil.

Yıllar geçmesine rağmen geçmişin izlerini silemeyen Cem, kendine bir sorumluluk yükler ve bir zamanlar kuyu kazarak su aradığı kasabaya yani Öngören’e geri döner. Orada hala geçmişin izlerini taşıyan olaylarla karşılaşır. Ne Mahmut Ustası onun yüzünden ölmüştür, ne Kırmızı Saçlı Kadın onu unutmuştur. Olaylar gelişedururken oğlu Enver’le bir baba-oğul çatışması yaşandığını görüyoruz. Cem, babası ve Gülcihan arasında geçen öykü, Oidipus’un modern hali olarak göze çarpmaktadır.

Cem, Öngören’de Mahmut ustayla kazdıkları kuyuyu görmek ister. Kırmızı Saçlı Kadın Serhat diye tanıttığı tiyatrocu arkadaşlardan birini Cem’in yanına kuyuyu göstermesi için gönderir. Kuyuya giderken sohbet ederler. Birden sohbet tartışmaya dönüşür ve o genç Cem’in öz oğlu Enver olduğunu itiraf eder. Ortam iyice gerilir ve Cem tabancasını çıkarır o esnada Enver buna engel olmak için babasının üstüne atlar tabancayı elinden almak istediği sırada Cem’i öldürür. Rüstem ve Sührap hikâyesinde baba oğlu öldürmüştü fakat Kırmızı Saçlı Kadın’da durumlar bu şekilde başlamış gibi görünse de bu şekilde devam etmiyor. Oğlunu öldüren bir baba değil, babasını öldüren bir oğul var romanda. Oidipus hikâyesinin ana yapısıyla benzer olmasa da babasını öldüren oğul figürü benzerdir. Oidipus hikâyesinin etkisini Gülcihan, Cem’in babası ve Cem arasındaki ilişkide hissederken, Rüstem ve Sührap hikâyesinin etkisini de Gülcihan, Cem ve Enver’in ilişkisinde görmekteyiz.

Bununla beraber Orhan Pamuk’un romanı uyarladığı hikâyeden açıkça bahsetmesi okuyucuya romanı çözümlemesi açısından tüm ipuçları vermiştir. Misal olarak Cem, Mahmut ustaya Oidipus‛u anlattığında, Mahmut ustanın Oidipus’un günahının babasını öldürmek olmadığını aksine kendisine verilen kaderden kaçmaya çalışmak olduğunu söylemesi üzerine Cem de bu durumu‚ Rüstem ve Sührap hikâyesi için yorumlayıp Rüstem’in günahının da oğlunu öldürmek olmadığını, bir gecelik birliktelikten bir oğul sahibi olup ona babalık edememek olduğunu düşünmesi verilebilir.

Eserde geçen kahramanlar adı geçen Doğu’nun ve Batı’nın tarihî ve efsanevî kahramanların özellikleri ile bezenmiş bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. Hiçbir eserin kendisinden önceki yazılmış eserlerden etkilenmemesi gibi bir durum söz konusu olamaz çünkü geçmişi yeniden kurmak edebiyat için de kaçınılmazdır. Metinlerarasılık bağlamında incelediğimiz bu romanda mitik unsurların ve efsanevî anlatıların günümüz modern edebiyatına kaynaklık ettiği fikrine de ayrıca varabiliriz.

Rüstem ve Sührap hikâyesinin ana hatlarıyla, yani bir gecelik birliktelikten doğan çocuğun babasız büyümesi olayıyla başlayan; devamında Oidipus’un babasını öldürmesi hadisesiyle sonu ilişkilendirilen Kırmızı Saçlı Kadın romanı, Orhan Pamuk’un metinlerarasılık tekniğiyle beraber Doğu-Batı’yı sentezlediği sürükleyici romanlarından bir tanesidir.

Oidipus: çok eskiden işlenmiş bir suçun izlerini nasıl bulabiliriz? (Sophokles, Kral Oidipus)

Tıpkı babasız bir oğul gibi, oğulsuz bir babayı da kimse basmaz bağrına. (Firdevsi, Şehnâme)

 

 

 

 

 

Bünyamin Tanrıkulu
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.