Abbasi Devleti’nin Başkenti: Bağdat Şehri

25.01.2022
414
A+
A-
Abbasi Devleti’nin Başkenti: Bağdat Şehri

Dünya tarihinin büyük imparatorluklarından biri kabul edilen Emevi Devleti’nin hakimiyetine son veren Ebu Abbas, 750 yılında Abbasi Devleti’ni kurmuştu. Şehrin ilk başkenti ise Şam olmuştur. Abbasiler, Ebu Cafer Mansur döneminde başkenti Şam’dan Bağdat’a taşımıştır. En parlak dönem Harun Reşit ve oğullarının dönemidir. Bu dönemde ülke en geniş sınırlarına ulaşmış, ilimde ve bilimde ileri bir noktaya gelmiştir. Devletin zayıflamasıyla Abbasilere bağlı valiler Tavaif-i Mülük Devletleri’ni kurmuşlardır. Devlet zayıflayınca korumaya muhtaç kalmıştır. Gazneliler ve Selçuklular, Abbasileri Büveyhoğulları’nın saldırılarından korumuştur.

Abbasilerde, Sasani Devleti örnek alınarak vezirlik kurumu oluşturulmuştur. Harun Reşid Dönemi’nde başkadılık makamı olan ‘Kadılkudat Makamı’ oluşturulmuştur. Abbasiler Bizans sınırlarına ‘Avasım Şehirleri’ kurulmuştur. Bu şehirlerde genellikle Türk askerleri vardı. Yine Abbasiler Dönemi’nde Beyt’ül Hikme adı verilen bir kütüphane kurulmuştur. Bilgelik evi de denilen bu yer aynı zamanda çeviri ve araştırmaların yapıldığı merkezdir. Bu sayede İslam Rönesans’ı veya İslam’ın Altın Çağı denilen çağ başlamış oldu. Abbasilerde divan, Beytül Mal(hazine), Divanü’l Ceyş(Askeri işler), Divanı Tekvi(Yazışma), Divanü’l Berid(Posta) ve Divan-ı Mezalim (Adli işler ve davalar) şeklindeydi.

*Beytül Hikme

 

Başkentin Bağdat Oluşu Ve Bağdat Şehri

Yüzyıllar boyunca İslam dünyasının hem önemli tarih, ilim, kültür, siyaset ve ticaret merkezi olan hem de Bağdat’ın konum itibari ile ticari ve stratejik olması bu şehri büyük bir öneme getirdi. Bu nedenle Bağdat, Halife Mansur’u cezbetti ve burayı 759 yılında başkent yaptı. Abbasilerin yeni başkenti olan Bağdat’ın inşâsına Abbasi halifesi Mansur tarafından 762 yılında başlanmıştı. Dicle Nehri’nin Batı yakasında kurulacak olan bu şehre Halife Mansur, İslam dünyasının dört bir yanından getirttiği mimar ve işçilere sağlam surlar ve çarşılar inşa ettirdi. Şehrin imarı konusunda devrin bilginlerinden yararlandı. Bu şehre ise Kur’an’da yer alan ve ‘barış yurdu, cennet’ anlamına gelen dar’us selam isminden esinlenmiş ve Medinetü’s Selam yani cennet şehri, barış şehri ismini vermiştir. Şehir yuvarlak planlıydı. İki sıralı kerpiç surlar ve eksenli dört kapı, ikametgahların ve devlet dairelerinin yer aldığı bir halkayı oluştururdu. Ortadaki açık alanda halifenin sarayı ve cami yer alırdı. Şehre girilen 4 adet kapıda ise halkın alışveriş yaptığı çarşılar bulunmaktaydı. Şehrin güvenliği bununla kalmamaktaydı. Kaynaklara göre şehri çevreleyen surların dışına hendekler kazılmış ve bu hendekler su ile doldurulmuştu. Böylece şehir savaş esnasında daha güvenli olacaktı. Çünkü savaş esnasında şehirde bulunan 4 kapı kapanacaktı ve düşmanın surları tehlikeye atması için önce su ile doldurulan hendeklerden geçmeliydi. Böylece şehir savunma anlamında da önemli bir işleyiş taşımaktaydı.

Halife Mansur, 774’te askerî bölge için Dicle’nin doğu yakasına da Samarra kentini kurdurttu. Bu şehir ordugâh şehri olarak bilinirdi. Harun Reşid döneminde de Bağdat şehri gelişmesini sürdürdü. Şehir bilim ve kültür alanında da gelişmelerini sürdürdü. Bu sayede Bağdat bilim ve kültürün başkenti haline geldi.

Harun Reşid’in ölümünden sonra oğulları arasında taht kavgaları başladı. Bu yüzden şehir yavaş yavaş tahrip olmaya ve gözden düşmeye başladı. Halife Mutasım devletin başkentin başkentini Samarra’ya taşıyınca şehir iyice gözden düşmüştü.

Selçuklu Devleti Abbasi Devleti’ni himayesi altına alınca Bağdat’ta Türk egemenliği başlamış oldu. Şehir bu dönemde gelişmeye başlamış hatta Halife Mutasım tarafından ilk İslam üniversitesi Bağdat şehrine kurulmuştu. Aynı zamanda Selçuklu Devleti bu şehre Türk asıllı komutanlar yerleştirmişti. Böylece şehir daha korunaklı hale gelmiş, bu korumayı da Abbasi Devleti’nde ilk kez Türk asıllı komutanlar yapmıştı.

Bu dönemde şehrin başına gelen bir başka olay ise Moğol İstilasıydı. 1258 yılında Moğol hükümdarı Hülagu Han’ın şehri kuşatmıştı. Abbasî halifesinin barış istekleri Hülagu Han’ı durdurmaya yetmemişti ve sonuçta hem Abbasi Devleti hem de Bağdat şehri büyük bir yıkıma uğradı. Kuşatma sonrasında Moğollar Bağdat’ı yakıp yıktı. Aynı Halife öldürülmüştü. Bu nedenle şehir iyice gözden düşmüştü. Beyt’ül Hikmet de dahil şehirdeki 5 asırlık bilimsel ve kültürel birikim talan edildi. Bu tahribattan sonra şehir, Timur’un tahribine de uğradı. Kentteki bütün bilimsel ve kültürel birikim tekrar yok edildi. Bu yıkımlardan sonra şehir Karakoyunlular, Akkoyunlular, Safeviler ve Osmanlı Devleti’nin himayesi altına girdi. Bağdat eski görkemli ve ihtişamlı hallerinden uzak kalmıştı.

Osmanlı sonrası Bağdat şehri 1917 yılında İngilizler tarafından işgal edildi. 1921 yılında İngilizlerin desteği ile kurulan Irak Krallığı’nın başkenti oldu. Bu durum Türkiye tarafından Lozan Antlaşması ile resmen tanındı ve kabul edildi.

Dünya Savaşları sonrası petrolün önemi arttı. Bu olay Bağdat şehrini yeniden önemli hale getirdi. Irak, sanayisini, deri eşya, ipek ve pamuklu dokuma, tuğla, çimento, hurma, tütün mamullerini, petrol rafinerileri, demiryolu atölyeleri ve bir de demir çelik fabrikasını bu şehirde kurmuş ve geliştirmeye başlamıştı. Her çeşit eski ve yeni mimari tipler bu şehirde görülmüştü. Halen ayakta durmaya devam eden eski tip minareler şehri eski ihtişamlı halinde tutmasa da diri kalması için halen ayaktalar. Yine üniversiteler kuruldu. Körfez Savaşı’nın ardından yaşanan olaylar sonucu şehir bombalanarak harap edildi.

İslâm hat sanatı da Bağdatlı hattatlar sayesinde yeni bir safhaya girmiş ve çok sayıda değerli hattat yetişmiştir. Bağdat hakkında erken tarihlerden başlayarak günümüze kadar pek çok eser yazılmış ve ilmî araştırmalar yapılmıştır. Matematik, tıp, astronomi, kelam, felsefe, tasavvuf, fıkıh, tefsir, hadis, tarih, dil, medreseler, kütüphaneler, kültür-sanat gibi dalların gelişmesinde öncülük etmiştir.

İbrahim Yayla
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.