Srebrenitsa’nın Öyküsü

11.07.2021
69
A+
A-
Srebrenitsa’nın Öyküsü

Srebrenitsa katliamının yıl dönümü vesilesiyle bu yazıyı kaleme almak için bilgisayar karşısına geçtiğimde farklı duygulara kapıldım. Katliam hakkında yazılan kitabı iki sene evvel okumuştum. Okuduklarım karşısında kanım donmuştu. Her ne kadar dramlarla iç içe bir toplumda yaşasak bile yine de insan alışamıyor. Artık bunun ötesi yoktur dediğimiz her şeyin daha kötüsünü görmeye alışmamalıyız.

Srebrenitsa’da 11 Temmuz 1995’te başlayan, en az 8372 Boşnak sivilin Ratko Mladic komutasındaki Sırp askerler tarafından hunharca öldürüldüğü katliam, sadece Bosna Hersek’te değil, tüm dünyada acının ve adalet arayışının sembolü haline geldi.

Srebrenitsa katliamı İkinci Dünya Savaşı‘ndan bu yana Avrupa‘da gerçekleşmiş en büyük toplu insan kıyımı olması ve Avrupa’daki hukuksal olarak ilk kez belgelenmiş soykırım olması açısından önem taşır.

Bosna’nın önemli isimlerinden Isnam Taljic’in yazdığı Srebrenitsa’nın Öyküsü kitabından bahsediyorum. Dünyanın gözü önünde 8372 Boşnak müslümanın öldürüldüğü 11 Temmuz 1995 tarihinin yıl dönümü bugün. Kitaba tekrar bakmak istedim. İlk baskısını 2007’de yapan kitap 2021 yılı itibariyle üç baskı yapmış. On üç yılda üç baskı yapması canımı sıktı açıkçası. Katliamın hikayesini anlatan çok az kitap var.

Yıl dönümünde kınamakla yetiniyoruz. Bu acıların hikayesini okumak hatta daha çok yazmak zorundayız. Hikayesi yazılmamış, türküsü yakılmamış her acı unutulmaya ve alışılmaya mahkumdur. Isnam Taljic’in bu kitabı hakkında yazmak istedim dolayısıyla. Profil Kitap tarafından yayınlanan kitap 310 sayfadır. Elma Kutlu tarafından çevrilmiştir.

Kitabın yazarı Isnam Taljic 1954 Bosna’nın Vlasenica şehrinde doğdu. Sarajevo’da Oslobodjenje gazetesinde çalıştı. Daha sonra 1993 yılında haftalık Ljiljan dergisinde editör olarak çalıştı ki o zamanlar Bosna savaşı başlamıştı. Çeşitli zamanlarda habercilik ödülleri almıştır. The Story of Srebrenica adlı kitabı ile dünyaya adını duyurdu. Kitap Türkçeye Srebrenitsa’nın Öyküsü adıyla çevrildi. Yazarın yayınlanmış 15 kitabı vardır.

Isnam Taljic Srebrenitsa katliamını yaşayan son yazardır. Dolayısıyla kitabı önem arz eder. Kitap Srebrenitsalı bir ailenin yaşadıkları üzerine kurgulanmıştır. Hikaye ana karakter Mercan üzerinden anlatılır. Kadın figürü de ön plandadır. Fakat kadınların yaşadığı dramdan daha çok, güzellikleri ve asaletleri ön plana çıkarılmıştır.

Mercan sürekli ölüm fikri üzerine düşünen bir karakter olarak çıkıyor karşımıza ilk etapta. Savaşın ortasında yaşamaya çalışan birisi için ölüm fikri bir müddet sonra alışkanlık haline gelebilir. Fakat bu fikrin sürekli kafada dolaşıyor olması psikolojik olarak bunalım ve paranoya hali doğurabilir. Ölüm fikri Mercan’da bu şekilde tezahür etmiş.

Mercan kitabın girişinde ölüm fikrinin kendisini nasıl esir aldığını şu şekilde ifade ediyor: ‘‘Ölüm duygusu uzun zamandır peşimi bırakmıyor. Kendi ölümüm dışında bütün sezilerim ve önsezilerim yok oldu. Gömleğimden daha yakın. Gömleğimi çıkarıyorum. İç çamaşırlarımı çıkarıyorum. Çoraplarımı da. Ama ölüm duygusundan kurtulamıyorum çünkü vücudumda dolaşıyor. Ve tırnaklarımla söküp atmaya çalışsam da kurtulamayacağım.‘‘ (Syf-13)

Birkaç gün geçmesine rağmen ölüm duygusundan kurtulamıyor. Hatta daha da esir alıyor bu duygu kendisini: ‘‘Ölüm. Harfler kadar açık ki nerdeyse elinle dokunabilirsin. Her harfin sessizliğini duyabilirsin. Ölüm, dünya üzerinde her şeyden çok görülmüş. Onu algılayabilmek için beşinci duygunun harekete geçmesi gerek.‘‘ (Syf-15) 

Mercan Srebrenitsa’yı savaş arenasını benzetiyor. Srebrenitsa halkının terk edildiği kaderi şöyle ifade ediyor: ‘‘Biz gladyatörlerin kaderine bile sahip değiliz. Savaşma tercihini yapabilecek durumda dahi değiliz. Srebrenitsa arenasında ölmek bizim tercihimiz değildi. Şehir merkezinde ölmeye bile hakkımız yoktu.‘‘ (Syf-44)

Devamında şu şekilde tasvir ediyor Srebrenitsa’yı: ‘‘Srebrenitsa bugünlerde üstü açık bir mezara benziyor. Daha önceleri böyle bir benzetme yapmamıştım. Gerçek mi dersiniz, evet gerçek. İnsanlık için tek gerçek olan ölüm kadar gerçek. Dağlar arasından sıkışmış bir halde olan Srebrenitsa şu anda uzayıp giden bir çukur gibi görünüyor.‘‘ (Syf-45)

Mercan bir müddet sonra savaşa ve ölüme alışmaya başlıyor. Ölüm onun için artık uğruna mushafını sattığı sigara gibi bir alışkanlık artık: ‘‘Dediğim gibi ölüm görmek artık sıradan bir şey gibiydi. İnsanın öyle bir yapısı var ki, yeri geldiğinde her şeyi dışlayabiliyor. Kendisinin ve diğerlerinin ölümünün üzerinde durmuyor. Buna alışılıyor. Zaten Srebrenitsa’da alışılabilecek olan tek şey kalmıştı, o da ölümdü.‘‘ (Syf-67)

Kitapta okurken en çok üzüldüğüm kısım Srebrenitsa halkının iyot eksikliğinden dolayı sürekli tuz kullanmak zorunda kalmasının ve bu tuzların bir müddet sonra tükenmesinin anlatıldığı kısımdı. Sürekli tuz kullanmanın insanları psikolojik olarak zor durumda bıraktığı anlatılıyor. Nefes darlığı çekenlerin daha kötü bir ruh haline sahip olduğu söyleniyor. En çok sinir olduğum ve intikam dilediğim kısım ise bu meselenin planlanmış olması.

Kitaptan okuyalım: ‘‘Yugoslavya Halk Ordusunun Genelkurmay Başkanlığı’nın Saraybosna’daki karargahı ele geçirildiğinde, onların arşivlerine de ulaşılmıştı. Önde gelen generallerden birinin çantasında BIO-16 numaralı bir plan bulundu. Bu planın içerisinde Srebrenitsa’ya yapılacak özel bir harekattan, yani onları tuzsuz bırakarak öldürmekten söz ediliyordu.‘‘ (Syf-84)

Birçok Boşnak açlıktan ölmüş. Açlıktan ölmemek için bir müddet sonra Srebrenitsa halkı dağlarda ölü insan eti yemeye başlamış. Kitaptan okuyalım: ‘‘Hatta insan vücudunun bazı bölümleri son derecede lezzetli oluyormuş. Bu lezzetli olan bölümler iç organlarmış. Sadece ormanda ölü bulunan Boşnaklar yenilmiş. Çetnikler ise domuza benzediklerinden dolayı vahşi hayvanlar yesin diye bırakılırmış.‘‘ (Syf-120)

Kitabın bir bölümünde yazar Türklere sitem ediyor: ‘‘Türkler bizi terk edip gittiklerinde, bizi kendimize ait bir devletten mahrum bırakmışlardı. Sırplara ise Sırbistan’ı vermişlerdi. Sınır komşusu olmadığımız halde Almanların yönetiminde olmak, komşularımızın yönetiminin altına girmekten daha iyi olurdu.’‘ (Syf-139)

Kitabın sonu duygusal karşılaşmalarla dolu. Kaybedilen yakınlar, psikolojik olarak çöken insanlar, dağlarda kaybolan cesetler, telefonu tanımayan anne, tanınmayacak hale gelmiş dede, Kara Namık ile kurulan diyaloglar…

Bu yazı ile en azından kitabı bilmeyen bir kişiyi bile haberdar edebilirsem ne mutlu bana. Bosna’nın kahraman direnişçilerini, Srebrenitsa şehidlerini ve Aliya İzzetbegoviç‘i selamlıyorum. Ruhları şad, mekanları cennet olsun.

Salve in aeternum, argenti patriae.

Merhaba sonsuza dek…

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.