Asım Gültekin’i Keşfetmek

17.05.2021
159
A+
A-
Asım Gültekin’i Keşfetmek

Uçtun Yine Deli Gönül, Asım Gültekin hocamızın vefatının ardından Aşina Kitap etiketiyle yayınlandı. Genç Dergisi’nde yazmış olduğu yazılardan ve hakkında bulunulan şahitliklerden oluşuyor kitap. Bu kitaptan hareketle Asım Gültekin hocamızı keşfetmeye çalışacağız.

Asım hoca ile oturup kalkan insanların bu yazılara aşina olacağını düşünüyorum. Yazdıklarını muhabbet meclislerinde sık sık dinlemişizdir. Aslında yazdığı şeyler çok da yabancı olduğumuz konular değil. Zira hayatın içinden veya ilgi alanımıza giren konularda yazmış. Fakat kendine mahsus bir dille ve alışılmışın dışında. Alışmak ölümüne karşı çünkü.

‘‘Kaliteye tapan kalitesizliğe köle olmayacağım.‘‘ diyor bir yazısında. Dinlediği müziğe, okuduğu kitaba, yapmış olduğu eyleme, çıkardığı dergilere popüler kültürün ve gündelik gündemin karışmasını istemiyor. Gündeme esir olmadan, kendi gündemini oluşturuyor.

Yazıda kitabı üç başlık altında ele alacağım. Kitabın ana fikrini verdiğini düşündüğüm üç başlık şu şekilde: ‘‘Yeni Bir Dil İnşası, Bir Dergi Delisi, İdeal Seyahat Rehberi.‘‘ Yazıya bu şekilde girizgah yaptıktan sonra başlıkları temellendirmeye başlayalım.

Yeni Bir Dil İnşası

Dil, düşüncenin inşa edilmesinde yegane aracıdır. Düşünce ise yaşantımızı şekillendirir. Dolayısıyla dil mevzusu halledilmezse düğüm yanlış bağlanacaktır. Kendisinin etimolojiyle ilgilendiği herkesin malumu. Onun dışında kütüphanesinde birçok sözlük mevcut.

Karşı olduğu bir kelime ve bir tamlama üzerinden nasıl yeni bir dil inşa ettiğini anlatmaya çalışacağım. ‘‘İslami‘‘ kelimesinden ve ‘‘İslam Dünyası‘‘ tamlamasından rahatsız oluyor. Bunları kullanmanın, farkında olmadan bazı tavizlere neden olacağını düşünüyor.

İslami kelimesinin kullanılmasına karşı. Çünkü bu kelimenin bize ait olmayan kavramların, zihin dünyamıza yerleştirilmesi için bir araç olarak kullanıldığını düşünüyor. Rasim Özdenören‘in Ruhun Yazıları kitabında geçen, Picasso’nun hat sanatından etkilenip Kuran harflerine benzer motifler çizmesinden dolayı ona İslam sanatçısı denemeyeceği örneğinden hareketle şunları söyler:

‘‘Bu örneğinden hareketle Türkiye’deki İslam’la alakasız kimi şairlerin şiirlerinde İslamî motifleri kullanmalarının onları İslam sanatçısı yapmaya yetmeyeceğini belirtmiş olur. Bu bir nevi Orhan Okay’a da cevaptır. İslam’ın kültür olarak algılanmasının doğru olmayacağını söyleyen Abdurrahman Arslan ile yan yana durur Özdenören’in bu önemli vurgusu.‘‘ (Uçtun Yine Deli Gönül-Syf 147)

Abdurrahman Arslan’ın Modern Dünyada Müslümanlar kitabında bu konuyla alakalı okuduklarım kafamda bu fikrin daha anlaşılır olmasını sağladı. Abdurrahman Arslan’a kulak verelim: ‘‘Son yıllarda haberleşme araçlarının yaygınlaşmasıyla birlikte İslam dünyasında rasyonelleşme ve pozitivist ilkeler hayata ilişkin değerlendirmelerde belirleyiciliği üstlenmeye başlarken; ilerlemeye duyulan derin arzu ve inanç, modernitenin ticaret ve kar anlayışının sonucu var olmuş araçlarını toplumsal hayata davet etmiştir. Sonra da form olarak İslami kelimesi kullanılarak seküler/modern içerikleri özümsenmiştir. İslami banka, İslami borsa, İslami hisse senedi, Müslüman iş adamları, İslam kredisi… vs.‘‘ (Modern Dünyada Müslümanlar-Syf 32)

Asım hoca bir başka yazısında bu meseleyi şu şekilde değerlendiriyor: ‘‘Ulvi Alacakaptan’ın çok başarılı bir şekilde eleştirdiği ‘‘Onlarda ne varsa bizim de olsun, bizimkisi azıcık İslami olsun‘‘ anlayışıdır karşı çıktığımız! Modern dünyada gördüğümüz her haltı İslamileştirmeye taraf değiliz!‘‘ (Uçtun Yine Deli Gönül-Syf 117)

Karşı olduğu İslam Dünyası kalıbına değineyim. ‘‘İslam Dünyası‘‘ kalıbının bizim ufkumuzu daraltacağını düşünür. Çünkü bütün dünya bizimdir. Bu dünyaya sahip olmaya gelmedik. Dünyada adaleti sağlamak ve müslümanca bir hayat yaşamak zorundayız.

Asım hocanın bu noktada söylediklerine kulak verelim: ‘‘İngiliz veya Fransız düşmanı değilim. İngilizce ile bir alıp veremediğim yok. Ufkum misak-ı milli ile sınırlı değil elhamdülillah! Zannedildiği gibi İslam Dünyasından yana biri de değilim! İslam Dünyasına karşıyım! Dünyanın bir emanet olduğunun bilincindeyim! Ve bu dünya biz ne kadar layık olamasak da bizim! İnsana emanet edildi bu dünya! Dünyanın sadece bir kısmı değil, tamamı! Allah sadece İslam Dünyasının Rabbi değil! Ve ‘‘İslam Dünyası‘‘ tabiri modern bir tabirdir. Dünyaya Fransız İhtilali sonrası hediye edilen ulusal devletleşmenin meyvesidir ‘‘İslam Dünyası‘‘ tabiri.‘‘ (Uçtun Yine Deli Gönül-Syf 137)

Bir Dergi Delisi

Asım hoca denilince akla dergilerin geleceği herkesin malumudur. Dergiler, edebiyat ve fikir ocaklarıdır. Yazarların dergileri bir mektep olarak görüp dergilerde yetiştiğini biliriz. Asım hoca ayda yaklaşık elliye yakın dergi takip ediyormuş. Dergi fuarının açılmasına öncülük etmesi de dergilere ne kadar önem verdiğinin göstergesi.

İlk abone olduğu dergiler ‘‘Selam, Gülçocuk, Kandilçocuk, İslam, Teklif, Kayıtlar, Yedi İklim, İkindiyazıları, İslami Edebiyat, Kardelen‘‘ dergileridir. Kendisi Kitap Postası ve Cafcaf Dergisini çıkarmıştır. Onun dışında ‘‘Genç, Şehrengiz, Düş Çınarı, Kırklar, Gerçek Hayat, Yörünge, Yedi İklim, Muhit‘‘ gibi dergilerde yazmıştır.

Derginin, kitaba nazaran daha rahat; gazeteye nazaran daha ciddi olduğunu düşünür. Dergilerin kıble merkezli olduğunda muteber olacağını düşünür. Dergilere nasıl bir anlam yüklediğini kendisinden dinleyelim: ‘‘Dergiciliği kutsadığımız sanılmasın. Önüne gelen her şeyi kutsayan Hristiyanilerden değiliz. Modern katil Batı’nın bilim ve sanatı kutsallar zümresine soktuğundan da haberdarız. Bizim için bir yazı Hakk’a hizmet ettiği sürece muteberdir. Bizim için bir dergi kıbleden ayrılmadıkça ölmezlik şurubundan içer; ab-ı hayattan bir muştu taşımaya vasıta olabilir ancak.‘‘ (Uçtun Yine Deli Gönül-Syf 57)

Türkiye’de İslamcıların yürüyüşü olarak görür dergileri. Sebilürreşad ile Sırat-ı Müstakim ile başlayan yolculuk Büyük Doğu ile etmiş. Sonrasında, ‘‘Diriliş, Edebiyat, Mavera, İslam, Altınoluk, Yeni Dünya, Reyhan, Aşıkane, Semerkand, Somuncu Baba, İlim ve İrfan, Birdenbire, Seyyide, Yedi İklim, Hece, Hece Öykü, Birnokta, Fayrap, Dil ve Edebiyat, Afak, Muşta, Hırka, Barbar, İtibar, Havsala, Karabatak, Sabah Ülkesi, Edebiyat Ortamı, Yolcu, Kardelen, Düş Çınarı, Kaşgar, İkindi Yazıları, Gülçocuk, Selam, Kandil Çocuk, Mavikuş, Ebe Sobe, Birdirbir, Bizim Bahçe, Şirin Kalem, Can Kardeş, Genç, Genç Düşünce, Genç Doku, Genç Öncüler, Genç Yorum, Genç Okur, Çete, Yerliler, İmza, Vahdet, Yeryüzü, Müslüman Genç, Gerçek Hayat, CF, Cins, Cafcaf, Hacamat, Turp, Cıngar, Fit Filit, Cümbür, Dinazor, Ustura, Balyoz‘‘ dergilerini zikrediyor kitapta. (Uçtun Yine Deli Gönül-Syf 58,59)

Dergilere değer verdiği bir gerçek. Fakat bütün dergilere değer vermez. Hatta bazı dergileri ‘‘Kötü Dergi‘‘ olarak niteler. Kötü bir dergi çıkarmanın bazı temel şartları vardır. ‘‘Çıkaranların kitap okumaması, dergide yazanların hiçbirinin yazar olmaması, Müslüman sanatçıların hayatına dair yazıların bulunmaması, sürekli eğitim meselelerinin nasıl çözüleceğinden bahsetmeleri, dinin bilimle çatışmadığını anlatmaları, geçmişe dair sürekli hamasi nutuklar çekmeleri, özgün içerik üretmemeleri, toplumun sosyolojik yapısını gözardı etmeleri‘‘ (Uçtun Yine Deli Gönül-Syf 97)

İdeal Seyahat Rehberi

Dergileri sevdiği kadar seyahat etmeyi de çok seviyor. Tanıdığım bazı değerli seyyahların bana söylediği bir cümle var. ‘‘Turist anlık gezinti yapar, seyyah ise gittiği yeri keşfeder ve gittiği yerle ünsiyet kurar.‘‘ Asım hoca da gittiği yerlerle ünsiyet kurmuş. Orada yaşayan müslümanlarla tanışmış, camileri ziyaret etmiş, alimlerle, şairlerle, sanatçılarla, fikir adamlarıyla sohbet etmiş, ders halkalarında ve sohbet meclislerinde bulunmuş, kitapçıları gezmiş, bazı kitapları satın almış hatta Üstad Sezai Karakoç’tan şiir okuması yapmış seyahat arkadaşlarıyla.

İnterrail ile Avrupa’nın birçok şehrine seyahat etmiş. Bu seyahatlar esnasında birçok güzel anı biriktirmiş. Kitabın otuzuncu sayfasında bulunan ‘‘Trenle 30 Günde Devr-i Avrupa!‘‘ başlıklı yazıda bu anıları anlatmış. Yazının son kısmında interrail yapmak isteyenlere tavsiyelerde bulunurken, müslümanların şehirlerine trenle seyahat edilmesi için çeşitli rotalar oluşturmuş.

Seyahat etmek isteyenlere vermiş olduğu tavsiyelere kulak verelim: ‘‘Yalnız gitmemeli ama kalabalık da gitmemeli! Namazı kaçırmamalı! Harcamalarda lükse kaçmamalı. Yine gitmeden önce hangi şehirde hangi tanıdığınız var, listesini yapmak, onlarla irtibata geçmek,Yanınızda tanışacağınız insanlara, çocuklara hediye edebileceğiniz küçük hediyeler mutlaka bulunsun. Takı olabilir, kitap, kitapçık olabilir. Pusula ve pratik seccade ve mest olmadan olmaz. Gezdiğiniz yerleri günü gününe yazmayı ihmal etmeyin. Gittiğiniz şehrin camilerini önceden tespit etmeyi ihmal etmeyin. İnsanlarla tanışmaktan çekinmeyin. Gittiğiniz şehirde alim, arif, sanat ehli Müslüman kimler var; onları tesbit edip ziyaret etmeye çalışın. Başka tavsiyeleri internetten de bulursunuz. Geziyi en ucuza getirmenin yolu Müslümanlarla selamlaşmak. Bunu unutmayın.’’ (Uçtun Yine Deli Gönül-Syf 34)

Bu tavsiyelerden sonra hayalindeki rotaları anlatıyor. Aslında ‘’treni beklemeden bu rotalara imkanınız ölçüsünde seyahat edin’’ dediğini düşünüyorum bu rotaları bizimle paylaşırken. Rotaları da görelim: ‘’ Evlad-ı Fatihan Balkan şehirleri hattı: Saraybosna, Mostar, Prizren, Kalkandelen, Ohri, Üsküp, Filibe, Sofya, Varna, Gümülcine, Belgrad

Evliya Çelebi Şehirleri Karadeniz Çevresi Hattı: Batum, Tiflis, Soçi, Akmescid, Bahçesaray, Sivastopol, Odessa, Köstence, Burgaz

İbn Battuta Kuzey Afrika Hattı: Endülüs, Merakeş, Fas, Rabat, Cezayir, Tunus, Keyravan, Trablus, Bingazi, İskenderiye, Kahire, Hadramevt, Mekke, Medine, Kahire, İskenderiye, Kudüs, Gazze, Ramallah, El Halil, Şam, Halep, Beyrut, Bağdat

Selçuklu Babür Hattı: Tebriz, Kaşan, Kum, Şiraz, İsfahan, Kabil, Lahor, Agra, Peşaver, İslamabad, Ahmedabad, Semerkand, Buhara, Taşkent, Hoton, Turfan, Urumçi, Beşbalık, Hanbalık

Malay Hint Gemi Hattı: Colombo, Candy, Dakka, Şitagong, Banda Açe, Kuala Lumpur, Brunei, Malezya, Endonezya, Moro’’ (Uçtun Yine Deli Gönül-Syf  35)

Sonuç

Asım Gültekin hocamız, Türkiye’de hakkıyla anlaşılmayan birçok değerli insandan birisi. Kendisinden birçok şey öğrendim. Dergilerimizden ve yayıncı büyüklerimizden iyi bahsetmemiz gerektiğini öğrendim. Bir çocuğa İslam’ı nasıl sevdireceğimi öğrendim. Ezgi, marş kültürümüzü sürekli gündemde tutmak gerektiğini öğrendim. Birkaç kişiyle başlayan kitap halkalarının nasıl bereketli bir kapı açacağını öğrendim. Bir araya gelip muhabbet edebilmek için dut ve güllaç gibi güzel bahaneler öğrendim.

Öğrendiğim şeyleri burada sıralayarak bitirmem mümkün değil. Çünkü yazdıklarını okuduğumda ve hakkında bulunulan şahitlikleri dinlediğimde sürekli bir şeyler öğreniyorum. Bu kitaptan da birçok şey öğrendim. Vesile olup hazırlayan ve emeği geçen herkesten Allah razı olsun.

Asım Gültekin’i keşfetmek zorundayız. Keşfetmek için hayallerini öğrenmek, yazdıklarını okumak, değer verdiği insanların meclisinde bulunmak zorundayız. Dergilerimizi takip etmeliyiz mesela. Marşlarımıza değer vermeliyiz. Kitap halkalarında bir araya gelmeliyiz. Sezai Karakoç’u, Rasim Özdenören’i, Nurettin Durman’ı, Mürsel Sönmez’i, Ahmet Efe’yi, Cihan Aktaş’ı, Mehmed Lütfi Arslan’ı okumalıyız. O zaman bir nebze sarı hırkalı dervişi keşfedebiliriz. Rahmet ve Dua ile.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.