Tamgalar Bize Ne Söyledi Yahut Çobanoğlu’ndan Zarifoğlu’na

Muharrem Turgut
Şiir dehlizinde yüzme öğrenmeye çalışıyor.

Şair Süleyman Çobanoğlu’nun Ekim 2019’da Tamgalar isimli üçüncü şiir kitabı çıktı. Çobanoğlu’nun kitabı büyük bir yankı uyandırdı. İlk şiir kitabı Şiirler Çağla’dan bu yana şiiri hakkında birçok şey yazılıp söylendi. Fakat onun şiir serüveninde Tamgalar’a gelindiğindeki seyrelmeyi tam anlamıyla konuşup bağdaştıran birkaç kişi dışında kimse olmadı. Ya konuşulmak istenmedi ya da konuşulacak. Ben kendimce bir gözlem yaptım sizlere de bunu sunmak isterim.

Cahit Zarifoğlu şiirlerini ilk yayımladığında hatta ilk şiir kitabı İşaret Çocukları yayımlandığında merak edilen -popüler- bir şair olmasının yanı sıra bir “anlaşılamamak” furyası ile karşılaştı. Okurları Zarifoğlu’nun şiirinin çok kapalı bir şiir olduğunu bundan dolayı anlaşılamadığını ileri sürüyordu. Haklılardı da Zarifoğlu’nun ilk şiirleri ağır imgelerle örülmüş kendine has bir dünyaydı.

Sonrasında şiirlerindeki lirizm ve imgelem azalarak daha sade bir şiire doğru yol aldı. Hatta şöyle desek daha doğru daha az fakat daha öz… İçinde derya barındıran Yunusça bir ses yakalamıştı sonrasında Zarifoğlu.

Buradan şuraya gelebiliriz. Şairlerin genellikle ilk şiir yazdığı dönemler kendileriyle bir savaş vermeleri, “ben” ile hesaplaşmaları ne kadar iyi şiir yazarlarsa yazsınlar daha çok imgeye başvurduklarını ileri sunabiliriz. Nitekim Necip Fazıl’ın da bohem dönemler yaşadığı ve tabiri caizse kendiyle hesaplaştıktan sonra “âkil” hale geldiğinde kendi şiirini yeniden tanımlaması ve sonraki şiir hayatı.

İşte Zarifoğlu’nun da şiirinde bir seyrelme olmuştu son dönemlerinde. Şair arkadaşı Erdem Bayazıt’ın sözlerinden anlayabiliyoruz bunu: “Cahit Zarifoğlu’na gelince, kırk yaşlarına değin sadece sanat kaygısı var ama ideolojik bağlamda içinde o; fırtınalar koparmış, onu özümsemiş. Biz bu kaygısını sonradan gördük. Kırk yaşlarından sonra Yunus gibi şiirler yazdı.”

Türk şiirinin aşılmaz öncüsü Yunus Emre’ye ulaşmak sanırım ki her şairin hayalidir. Zarifoğlu’da son dönemlerinde Yunus gibi şiirler yazarak şiirinin ulaştığı yeri bizi apaçık gösteriyordu.

Şimdi Zarifoğlu’ndan Çobanoğlu’na gelirsek, Çobanoğlu’nun şiirinde de Zarifoğlu’nun şiirinin seyrini görüyoruz.  

İlk kitabı Şiirler Çağla’ya baktığımızda daha disiplinli bir hece düzeni ve genel bütünlük olarak daha lirik ve imgelem gücü yüksek bir şiir karşılıyor bizi. Bu elbette bir şairin ilk kitabı için özellikle disiplin yönüne bakarsak çok iyi bir şey. Nitekim Şiirler Çağla’dan sonra özellikle Şair İsmet Özel’in Dergah Dergisi’nde yazdığı yazı ile ve ondan sonra yazılan yazılarla bu konuşulmuştu.

Şiirler Çağla’dan sonra uzun bir sessizlik yaşadı Çobanoğlu. Ara ara şiir yayımlasa da henüz bir kitabı çıkmış değildi. Yaklaşık 14 yıl gibi bir aradan sonra ikinci şiir kitabı Hudayinabit yayımlandı.

Hüdayinabitteki şiirler, Şiirler Çağla’ya göre daha kuralsız, daha seyrelmiş şiirlerdi. Kuralsızdan kastım hece disiplini 14’lü heceden 8’ li heceye inmiş uyak düzeninde bazı hatalar da şiirin bağlamına göre oluşmuştu. Fakat bu demek olmuyordu ki Çobanoğlu eski şiirini kaybetti. Aksine şiiri zenginleşerek seyrelmişti. Yunus Emre’nin yaptığı sehl-i mümteni diye anılan az sözle çok şey anlatmaya doğru bir evrim yaşanıyordu. Nitekim bu kitapta koşmalar da yer alıyordu. Fakat Çobanoğlu lirizmden bir şey kaybetmemişti hatta çok popüler olan şiiri “Tekfur’un Kızı” bu kitapta yer alıyordu.

Vellhasıl Tamgalar’a geldiğimizde “Ağaç”, “Ev İyesi” ve “Ahır İyesi” gibi şiirler tam olarak Çobanoğlu’nun şiir serüveninde Yunusça şiirler yazmaya evrildiğini gösteriyor bize.

Tamgalar’dan bir şiirle sonlandıralım yazımızı:

“Hiçbir şeysin hiçbir şey; övüngensin, aptalsın

Kuşlar gitti ve ardıç daha az görünüyor

Konuşuyor acıyla yeri taşıyan ağaç

Söylüyor, bilmiyorum, beni nasıl tanıyor?..”

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.