Kuru Zamandan Yaş Almaya Çalışmak

Onur UZER
Sosyolog- Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Doktorantı - Kent Öyküleri, Toplumsal Bakış, Kıyı Köşelere Yazar
02.10.2019
268
A+
A-

Takvim yaprakları düştükçe, geceler gündüzleri kovalarken, akrep ile yelkovanın amansız aceleci dönüşleri ile geçer zaman. Zaman geçtikçe de ömre düşen yaş yol alır. Çıktığı bu yolda çocukluk, gençlik, olgunluk derken sonbahar yaprakları gibi düşer önüne yaşlılık. Belin bükülür, saçların aklanır, kıraç iklimlerden hüzne bulanan bir yağmur kesiği belirir. Yaşlı insanların yüzündeki kırışıklıklarda ne anılar gizlidir, gözleri kaç derin tecrübenin yansımasıdır. “Yaşlanmak başlanmaktır” der ya Kemal Sayar. Aslında yaş aldıkça vapur arkası köpükleri gibi iz bırakırız an’a ve hayata. Belleğin zaman algısı üzerindeki etkisi yaşlandıkça kıvrılır. Kabına sığamayan düşünceler, demlenir yarına. Emre Kongar seslenir ve der ki: “Yaşlanma süreci ömrümüzden geçen yılların bizi bir çeşit bu dünyadan arındırma yoluna soktuğunu ve vicdanımızın güçlenmesine işaret ettiğini dolayısıyla bu durumun bizi daha insan yapan bir konuma götürdüğünü belirtmektedir.” Yaşlı insanları gördükçe durdurulmaz bir iç ses vuku bulur. Merhamet kapıları açılıp, bu yaşlara gelecek miyiz acaba sorusu egoist benliğimize yapışır kalır. Bir dans eden yaşlı için yaşına başına bakmıyor da söylemi, sahilde yürüyen yaşlı ya, kalp krizi geçireceksin git evine otur! yaklaşımları ya da yaşı genç olana etiketlediğimiz bir çok şeyi yaşlılarda olunca kabullenememe refleksleri. Knut Hamsun Son Mutluluk kitabında bu egoizme dikkat çeker: “Yaşlılar eski ve kullanılmayan eşyalar gibidir. Atmaya kıyamazsınız, anı yüklüdürler. Ama bir yandan da bulundukları yeri işgal ederler. Gereksiz, kullanılmış artık bize faydası dokunmayacak şeylerdir.” Fayda vurgusu hangi zeminde değerlendirilmeli? Homeros, Bacon, Volter, Goethe, 60 yaşından sonra en büyük eserlere imza atmışlardı. Gerçek şu ki hepimiz genç yaşlı demeden son durağa doğru ilerliyoruz hem de hangi durağın kimin için son olacağını bilmeden. Yaş alıyoruz ama düşüncenin sınırı ve zamanı olmadan. Tıpkı Epiktetos’un dediği gibi: “Bizi yaşadıklarımız değil, düşüncelerimizdir tedirgin eden…”  Anlatısal zamanın kuşattığı geleneksel dünyanın bilge yaşlısı olmak mı, bir zaman atlasında yörüngesiz ilerleyiş mi? Yaşlılığın bir tanımı yok belki ama engel olamadığımız bir ilerleyişin timsali olarak, yaşlılığa bakışı da sorgulamamızda fayda vardır.

Geçtiğimiz günlerde Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) ülkemizin güncel yaşlı nüfusunu açıkladı. 65 yaş üzeri insanların sayısı son yılda %16’lık artışla 7 milyon 186 bin 204 kişiye yükselmiştir. Yaşlıların genel nüfusa oranı ise %8.8’dir. Yaşlı nüfusun %44.1’ini erkekler, %55.9’unu da kadınlar oluşturmaktadır. Mutlu olduğunu söyleyen yaşlı bireylerin oranı %61 olarak değerlendirilmektedir. 18-24 Mart Yaşlılar Haftası olarak geçerken, yaşlılığın anlamını sorgulamak, zaman erirken gelen ve bizi usulca bekleyen bu döneme iyi hazırlanmak, keşkelerin gölgesinde bulmaktansa kendimizi, güneşin ışınlarıyla her gün yeniden doğmanın heyecanında tutmak değerli olacaktır. Mevlana’nın dediği gibi: “Yaşlanmanın, yüzümüzden çok aklımızda buruşukluklar yaratacağından korkarım.” Gençliğin kıymetini bilerek bilgi ağaçları dikelim ki, yaşlılıkta o ağaçların gölgesinden yaşama bakabilelim…

ETİKETLER: , , ,
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Damla dedi ki:

    Metindeki alintilarin çokluğu akıcılığı engelleyerek sona doğru rahatsız etmeye başlamış. Sürekli ünlü bir şair ya da yazar in “tırnak içinde ” söylemlerine yer vermek anlatımı kaygılı hale getiriyor. Butunsellik olarak düşünüldüğünde edebi bir dille başlamış ancak son satırlarda bir makale -kose yazısı bir haber formuna bürünmüş. Daha az kaygıyla derlendiginde harika bir metin ortaya çıkacaktır.
    Emeğinize sağlık.