” Filmin Ağlanacak Yeri” adlı kitabın yazarı Muhsin Macit ile Samimi Bir Söyleşi

19.04.2019
160
A+
A-
” Filmin Ağlanacak Yeri” adlı kitabın yazarı Muhsin Macit ile Samimi Bir Söyleşi

                                                          ‘Bağırsak sesimiz kırılır
                                                          Sussak aşikârdır sonumuz’

Yazıya nasıl giriş yapsam diye uzun uzun düşünürken ‘sözü yormayan adam’ nitelemesinin yazarı en iyi anlatan ifade olacağına karar verdim. Kitabımızın yazarının adı Muhsin Macit ve eklemeden de devam edemeyeceğim bir diğer bilgi de ben bu değerli yazardan ders alıyorum. Çamur bulanıklığındaki düşüncelerin boy gösterdiği şu asırda böylesine yüreği güzel bir insanla aynı ortamı paylaşmaktan bile gurur duyuyorum. Söyleşimize geçmeden önce böylesine usta bir söz işçisinin hayatı hakkında kısa bir bilgi vermek istiyorum.

Muhsin Macit, Erzurum’un Oltu ilçesine bağlı Özdere Köyü‘nde doğdu.(1964) İlköğrenimini köyünde, orta öğrenimini Erzurum’da tamamladı (1983). Atatürk Üniversitesi, Kâzım Karabekir Eğitim Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi (1987). Akademisyen oldu. Şimdi Anadolu Üniversitesinde öğretim üyesi.

Divan edebiyatıyla ilgili çalışmalarının yanı sıra şiir, hikaye ve denemeler yazdı. Şiirlerini Zembil’de bir araya getirdi (2001). Gelenekten geleceğe-Modern Türk Şiirinde Geleneğin İzleri, adlı eseriyle Türkiye Yazarlar Birliğinin tenkit dalında ödülünü aldı (1996). Divanlardan seçtiği özgün beyitler ve mısralar üzerine yazdığı kırk denemeyi Kırklar Divanı’nda topladı (2009). Filmin Ağlanacak Yeri adlı kitabı ile Türkiye Yazarlar Birliği ‘deneme’ ödülünü aldı.

Hocam öncelikle sizin ile bu söyleşiyi yapma fikrini kafamdan geçirdiğim andan itibaren müthiş bir heyecan içerisine girdiğimi bilmenizi isterim. İlk olarak kitaba da adını veren başlık ile başlamak istiyorum. Kitapta birçok farklı başlık içerisinden neden bu başlığı seçtiniz?

Başlığa baktığımızda hem dramatik bir gerilim var hem de ironi var. Benim mizacıma da uygun bir başlık olmasının yanı sıra dikkat çekici de olduğu için tercih ettim. Kitabın ilk baskısının kapağında ‘Selvi Boylum Al Yazmalım’ resmini onların da iznini alarak kullandık. Algıda seçicilik adına bu ismin toplum nezdinde bir karşılığının olduğunu bilerek iyi örtüştüğünü düşünüyorum.

Küçükken en büyük isteği ve hayali iyi bir kamyon şoförü olan bir çocuğun şuan geldiği nokta konusunda ne düşünüyorsunuz?

Yine en büyük hayalim o.

(gülüşmeler…)

 Tırım olsa, otobüsüm olsa iyi olur.

 (gülüşmeler…)

 Hayatımızda, yaşarken çok fark etmediğimiz sonra geri dönüp baktığımızda bizim hayatımızdaki değişmelere neden olan, hayatımıza dokunan bazı olaylar ve insanlar vardır. Ben bu kamyon macerasına kadar, doğup büyüdüğüm çevrede -kırsal kesimde- insanlar varlığını, gücünü fiziksel güçleri ile gösterirler. Ben ailenin ortanca oğluyum dolayısıyla fiziksel gücümü gösterebileceğim bir alan oluşmamıştı. Sıradan bir çocuktum, kamyonculuk ile birlikte kendimi fark ettim. İlk gençlik yıllarınızda yaşadığınız heyecan verici bazı olaylar hayatınızın sonraki dönemlerinde de etkileyici oluyor. Hatta kamyonu babam sattığında çok üzülmüştüm. Yıllar sonra ben profesör olunca babam dedi ki ”oğlum kamyonu sattığımda ağlıyordun şimdi profesör oldun” Tabi babam burada benim ”evet baba doğru yapmışsın” diye tasdiklememi bekliyordu. Dedim ki ‘baba keşke şu an otobüsüm olsa profesör olmasam’. Yine orada ironi var biraz. Sözün özü kamyonlara hala ilgim var. Okulda ve evde masalarımın çekmecesinde kamyonlarım var. Biriktirdiğim kamyonları eve gelen misafir çocukları aldığı için biriktirmeyi bıraktım.

(Gülüşmeler…)

Hayatımın sıradanlığı içinde farklı bir heyecan olduğu için kamyon önemli. İlgim değişmedi ama takdir edersiniz ki bu yaştan sonra kamyonculuk yapamam ve uzun zamandır da hiç binmedim. ‘Gönül Dağı’ diye bir programda kamyonculuğa dair konuşmalar geçiyor onu takip ediyorum.

Kitabı okuyan okuyucularımız zaten kitapta fark edeceklerdir. Adınızın sizden bir buçuk yaş büyük olup vefât eden ağabeyinizin adı olduğunu yazmışsınız. Türk toplumunda bu tarz geleneklerin normal karşılandığını biliyoruz. Fakat bu ismin mirasçısı olmak sizde nasıl bir hissiyat uyandırdı?

Benim doğup büyüdüğüm yerde –kırsal kesimde- şimdiki gibi babaannenin mi adı konulsun yoksa anneanneninki mi gibi bir tartışma söz konusu değildi. 60’lı yıllarda çocuk dünyaya geliyor ve çocuğun nüfusa yazdırılması çok önemsenen bir şey değil. Ya da tarlada, bağda bahçede çalışırken kadınlar doğum yapmak durumunda kalıyorlar. Dolayısıyla geldiğim yeri de unutmuyorum. Ama geldiğim yerden çok da mutlu değilim. Geldiğim yer ile yaptığım yer çok da birbirleri ile örtüşen yerler değil. Günümüzde çocuğu bekliyorlar önceden hazırlık falan yapıyorlar ama o yıllarda böyle bir durum söz konusu değil. O yıllarda nüfusa yazdırma gereği bile duymuyor, ötekini sildirmediği için o ismi kullanıyor. Bu kesinlikle ilgisizlik de değil. Gündelik hayatın ihtiyaçlarını karşılamak konusunda insanların sıkıntısı var. Sürekli orada burada çalışıyor, devamlı bir koşuşturma hali içerisindeler. Çocuğunun rızkının peşinde olan anne babalar var. Onlar, çocuklarına bu yüzden yeterli ilgiyi de gösteremiyorlar. Bundan dolayı bu konuyu anlatırken biraz buruk anlatmışım.

Yine kamyonlarla ilgili bir soruyla devam edeceğim. Kitapta yer yer kamyon arkası yazılarına olan ilginize değinmişsiniz. Bu ilgi ve merak hala daha devam ediyor mu?

 Kamyon arkası yazılarına hala daha ilgim var.

İlk görev yeriniz olan Van’a tayininiz çıktığında annenizin size söylediği klasik türkülerden ziyade ağıt tarzında bir dörtlük okuduğuna dair bir ifade var kitabınızda. Dörtlüğü hatırlatmak gerekirse , oğul giderem Van’a doğri/ yolum İran’a doğri /kes başım kanım aksın/kıymet bilene doğri şeklinde.Bunu duyduğunuzda ne hissettiniz?

Annemin söylediği aslında diğer türküler gibi bir türküdür. Orada asıl dokunaklı olan annemin söylemesidir. Annelerin sesi babaların sesi çok dokunaklıdır. Kendi sesimiz de dokunaklıdır bir yere kaydedip sonrasında dinlediğimizde bize dokunaklı gelir. Geleneksel ilişki ağı içerisinde siz pek fark etmezsiniz ama anne babanın sizin derdinizle pek ilgilenmediklerini düşünürsünüz ama dokunduğunuz zaman hikâyenin tamda içinde olduklarını görürsünüz. Orada dokunaklı olan dediğim gibi annemin sesidir.

Babanıza benzetilmekten gurur duyduğunuzu dile getirmişsiniz. Babanızın sizde hayranlık uyandırdığı en büyük yönü nedir?

Babama benzetilmek duygusu bende bir kere….

( uzunca bir sessizlik oldu hocam duygulandı.)

 Babam hep gurbetteydi dolayısıyla ben kendimi idrak etmeye başladığım andan itibaren hep baba özlemiyle büyüdüm, onun bıraktığı bir boşluk vardı. Onun bıraktığı bu hasretten dolayı babama benzetilmekten hoşlanırdım. Fiziki olarak düşünürsek de yakışıklı bir adamdı, çok merhametli bir adam ve hayal edemeyeceğiniz kadar da cömert bir insandı. Velhasıl iyi bir insandı. Babam gönül dünyamda izi olan bir adamdır. Ama onu besleyen hasrettir onu da söyleyeyim.

Okulu yatılı okuduğunuz dönemden aklınızdan hiç çıkmayan bir hatıranız var mı?

Yatılı okumak zor bir durumdur; Olumlu olumsuz bir sürü anım var. Yatılı okulun en güzel tarafı, oradaki arkadaşlarınızı hayatınızın sonraki dönemlerinde de unutmazsınız. Özellikle akşam etütlerinde pencerenin kenarında oturup oradan şehre bakıyordum. Ama bir çocuk için de hayatının en kötü tecrübesidir yatılı okul diye düşünüyorum.

”Nene Hatun Kız Lisesinin önünden geçerken Hayrunnisa ile göz göze gelince, kalbimin ritmi arttı , bacaklarım bedenimden bağımsızlığınız ilan etmek üzereydi” şeklindeki ifadenizden yola çıkarak aşktan yana bir kişi olduğunuzu söyleyebilir miyiz?

Herkes o yaşlarda aşk insanıdır. O yıllar lise yıllarıydı. Genelde de insanlar ilk gördükleri ile de evlenmezler. Oradaki isim takma bir isimdir.

Çocukluğunuzdan beri öykündüğünüz Cahit Külebi için ne söylersiniz?

Cahit Külebi’ye ve Behçet Necatigil’e gençliğimde çok öykünürdüm. Onlar öğretmen şairlerdi ve ben de kendim ile onlar arasında bir bağ kurardım. Ben de öğretmen olacak, köye gidecek etrafımdaki insanları aydınlatacaktım. Hem de şiirler söyleyeceğim ve etrafımda da bir sevgi hanesi oluşturacağım diye düşünüyordum. Ama farklı gelişti hayatımız. Belki biraz türkü programı gibi olacak ama (gülüşmeler) Cahit Külebi’yi bu toprağın sesi olarak görüyorum. Ayrıca şair köken olarak Erzurumlu’dur. Oğlu ile de tanıştım. Severek okuduğum, şiirlerinin bir kısmını ezbere bildiğim güzel bir adam, mütevazi bir şairdir. Yine zaman zaman dönüp okurum.

Hazır şair ve şiirden bahsediyorken şunu sormak istiyorum. Köyde ve şehirde doğmanın şair olma üzerindeki etkisi noktasında şehirde yaşayanların şairlikten yana daha şanslı olduğunu dile getirmişsiniz. Bu konudaki düşünceniz geçen zaman içinde değişti mi yoksa hala aynı düşüncede misiniz?

İnsanlar bir muhitte doğarlar ve doğarken yanında pek fazla bir şey getirmezler. Muhitimiz ile şekil alıyoruz. Kırsal kesimde ya da köyde yaşayan insanlar edebiyatla, sanatla şanslılarsa lisede, üniversitede ama daha çok lisede karşılaşıyorlar. Şehirde veya daha entelektüel bir muhitte dünyaya gelen çocuk bu alanlar ile daha erken tanışıyor. Benim kuşağımdaki insanlar benim okuduğum kitapları şehirde yaşayanlar daha erken okumaya başlamışlardır. Ama şöyle bir gerçek var ki ben kendi çevreme göre çok şanslıyım. Benden daha önce iki tane ağabeyim lise tahsili gördüler. Onlar sayesinde daha ortaokuldayken Ahmet Hamdi Tanpınar, Sezai Karakoç, Nihal Atsız ve Ziya Gökalp’ten haberdardım. Akranlarıma göre kısmen şanslı sayılırım. Ama daha sanatla, edebiyatla alakalı bir muhitte büyüseydim ilgilerim daha erken gelişebilirdi diye hayıflanıyorum.

Türkan Şoray ve Perihan Savaş arasından birini tercih edecek olursanız hangisinin oyunculuğu daha ağır basar?

Benim gençliğimde ikisi de popülerdi. Ama Türkan Şoray büyük oyunca buna hiç şüphe yok. O yıllarda posterler çok yaygındı. Üniversiteden arkadaşlarla dinî şahsiyetlerin posterlerinin satıldığı yerlere girip Hülya Koçyiğit’in posteri var mı diye soruyorduk.

(gülüşmeler..)

Ali Ekber Çiçek ve İzzet Altınmeşe’nin sanatları hakkındaki düşünceniz nedir?

İkisini de çok dinlerdim hala daha dinlerim. İkisinin de büyük sanatçı olduğunu düşünüyorum. İzzet Altınmeşe’nin tüm parçalarının bulunduğu bir kasetim var.

Söyleşimize son vermeden önce ilgili okuyucularımız için açıklamakta fayda gördüğüm bir soru sormak istiyorum. Şu an hazırlığı içerisinde olduğunuz ya da yakın bir zamanda piyasaya çıkacak bir çalışmanız var mı ?

İtibar dergisinde aşağı yukarı iki sene deneme tarzında yazılar yayımladım. Bu yazılarımı toplayıp kitaplaştırmayı umuyorum. Zembil’den sonra yazdığım şiirleri kitaplaştırmak kısmet olmadı. Onlar için de uygun bir zaman bulunca yayımlayacağım ama birikmiş dosyalarım var.

ETİKETLER: , , ,
hülya güner
hülya güner
Çekilen küreğin ''boş''kısmı...    
YAZARA AİT TÜM YAZILAR
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.