Hamlet’ten Esintiler…

17.02.2019
129
A+
A-

“Pisliğin ortalığı sardığı bu zamanlarda,

iyiliğin af dilemesi gerekiyor kötülükten.”

Böyle söyletiyor Shakespeare Amca karakterine. Ve belki de bu söz doğrultusunda kötülük dönemlerinden birini inceliyor asırları aşıp gelen bu eşsiz eserinde. Ya da insanlığın var olduğu o ilk andan beri zaman tanımayan bir şekilde hükümranlığını devam ettiren kötülüğün, sadece belli bir mekandaki halini inceliyordur. Zamansal ya da mekânsal hangi açıdan bakarsak bakalım çok da mühim değildir herhalde. Çünkü ne zaman, ne de mekan tanımayan değerlerle bezemiş Shakespeare Amca Hamlet’ini.

Yukarıda aktardığım mısradan belki de çok daha değerli aforizmalar barındırır eserinin sayfalarında. Her biri için incelemeler yapılsa, tezler ya da kitaplar yazılsa yeridir ki bunlar fazlasıyla da yapılmıştır ve yapılmaya da devam ediliyor yüzyıllar sonra bile. Peki bunu nasıl başarmıştır Shakespeare Amca? Sanırım edebiyat dünyasının en zor sorularından biridir! Sorunun ve cevabının zorluğu ve sanat hakkında yapılacak çözümlemelerin imkansızlığını bilsem de üç beş laf etmeden geçemeyeceğim.

Sanat eserlerini hep bir bina olarak düşünmüşümdür. Hani eskiler sürekli inşa etmek fiiliyle ilişkilendirirler ya şiirlerini. Ben de fikirlerimle onların yolundan gidiyorum sanırım. Bazı eserleri tek katlı görürken, kimisinin daha fazla katmandan oluşarak büyük binaları sembolize ettiğini düşünüyorum. O tek katlı konutların inşacıları hakkında söz söylemeye zaten gerek yok. Bunları ancak acemi işi olarak değerlendirebiliriz. Lakin, iş bina inşa etmeye gelince irili ufaklı sanatçılarla karşılaşırız. Bu eserlerin katları ve katlarında da daireleri vardır. Bu dairelerin içinde sanatçının hazineleriyle karşılaşırız. Eserin amacı muhatabına bu hazineyi sunmaktır. Ama öyle uluorta yerde sergilenemez böyle değerli hazineler. Zaten onun için bir bina inşa edilip de dairelere yerleştirmiştir sanatçı vermek istediklerini.
İşte; bu hazineye ulaşabilmek için binanın kapısından girer, merdivenleri tırmanmaya başlarsınız. Ahmet Haşim’in deyimiyle ağır ağır çıkarsınız bu merdivenleri, bir üst katta sizi bekleyen sürprizlere ulaşabilmek için. Merdivenlerse adeta mükafata giden yolda çekilen çile gibidir çoğu sanatçının eserinde. Hani, evimize gidebilmek için her gün çıktığımız merdivenler var ya onun gibidir eserlerin bu bölümü. Biraz soğuk, biraz havasız, belki fazla basık ve çoğunlukla bomboş… Ama dairelerde saklanmış hazineye ulaşabilmek için adımlarız bu basamakları. Sonra bir kapıyla karşılaşır açar ve gireriz içeri. Bazen tatmin eder içeride karşılaştığımız, bazense gözlerimizin önündeki manzara ekşitir yüzümüzü. Bazı kapılarsa daha en başından kapalıdır elinde anahtarı olmayana. Neyse, bir daireden çıkar ötekine, ondan çıkar bir sonraki kata devam ederiz gezintimize. Eserin içindeki bu dairelerde karşılaşacaklarımız eserin başarısını belirler çoğu zaman. Bazı başarısız eserlerdeyse bina çoktan çökmüştür de enkazın arasından kurtulmaya çalışırız yalnızca. Kimse böyle eserlerle sınanmak zorunda kalmasın diyerek binalarımıza bakınmaya devam edelim.

Eserlerin çoğunda asıl hacmi merdiven ya da basamak olarak bahsettiğim boşluklar kaplar. Bunlar bir nevi divan şiirindeki girizgah bölümleridir aslında. Sizi odalardaki hazinelere hazırlar. Cemil Meriç, Nazım Hikmet için; onun şiirini anlayabilmek için bir sürü safsatasını dinlemek zorundasınız, o hazırlık mısralarının tek başlarına bir kıymeti olmadığı gibi onlar olmadan şiirinin kıymetli kısımları anlam kazanmaz. Kıymetli kısımlar dediğim şiir olan asıl bölümler de o hazırlık kısımları olmadan anlamını bulamaz. (aklımda kaldığı kadarıyla aktardığımdan kelimeler değişiklik gösterse de mana olarak bunu söylemiştir) Cemil Meriç’in günlüklerinde Nazım hakkında yaptığı bu eleştiri tartışılabilir elbette. Ama anlatmış olduğu bu durum tam olarak benim bahsettiğim bina içerisindeki merdiven imgesini örneklendirir. Yani der ki; Nazım’ın şiirlerinde benim bahsettiğim odalar, daireler yoktur. Okurunu merdivenlerde dolaştırır sürekli. Merdivenlerin sonundaysa tek bir odada ağırlar misafirlerini.
Şimdi bu iki büyük devi bırakıp Shakespeare Amcamıza dönersek, onun eserlerinde hazırlık aşaması olarak değerlendirdiğimiz merdivenler de birer daire mahiyetindedir. Okurunu hazineye ulaştırmak için havasız dar merdivenlerde dolaştırmaz. Attığı her adımda yeni bir hazine sunar ziyaretçilerine. Ve eserin sonuna gelindiğinde, ceplerimizi ağzına kadar doldurmuş olmamıza rağmen geride bıraktıklarımız için üzülürüz. İşte Shakespeare’imizin büyüklüğü tam olarak bu noktada başlar. Karakterlerinin her bir hareketi ya da diyaloğu bir hazine niteliği taşıdığından hazırlıklara yahut basamaklara olanak tanımaz. Bunu yapabilmek için de amcanın “öz olmayınca söz yükselmiyor göklere” mısraında bahsettiği öze ihtiyaç vardır ki; sahip olunan öz kadar daire yerleştirilebilsin binalara.
Neyse efenim bu mevzuyu daha fazla uzatmadan bir konuya daha değineceğim. Hamlet’in adını duyduğum ilk günden beri onun hep Oedipus Kompleksi ile beraber anıldığına şahit oldum. Kendisiyle tanıştığımda da fazlasıyla şaşırarak; şimdi ben ne okudum, Freud Amca’nın izinden gidenler ne okumuş diye sormadan edemedim. Kalktım kitabın üzerine internetten bulduğum birkaç tane de tez okudum. Hamlet için yapılan teşhis bunlarda da aynıydı. Tezlerde sunulan deliller bana göre fazlasıyla zorlama ve yine de yetersizdi. Halbuki eseri incelediğimizde bu görüşün önünü sağlam surlarla tıkayacak bir sürü veri göze çarpıyordu. Karalamalarımı sıkılmadan buraya kadar okuyan ve karşılaştığım bu çıkmazdan beni çıkarabilecek bilgi sahipleri varsa yardıma açığım. Neyse efenim, nasıl bitiriyorduk? Okuyunuz, Shakespeare Amcayı da okuyunuz ve bundan böyle büyülenmiş gözlerle hayata bakmaya başlayınız…

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.