Seyyah-ı Âlem Evliyâ Çelebi

21.01.2019
139
A+
A-
Seyyah-ı Âlem Evliyâ Çelebi

           Görsel, Emine Tuğyan’a aittir.

Efendiler bu dünyadan “Seyyah-ı âlem ve nedîm-i beni âdem Evliyâ-yı bî-riyâ” geçti. O bize gezdiği 250yi aşkın toprağı anlatmaya üşenmedi, öyleyse gelin biz de onu tanımaktan geri durmayalım.

            1611’de doğan Çelebi kendisini âlemin seyyahı, âdemoğlunun nedîmi, riyasız evliya olarak tanıtır. Aslen Kütahyalı olan gezginimiz kendisinden sonra arkasında pek çok söylence bırakmıştır. Kimileri onu tarihin sadık dostu kabul ederken kimileri de bazı mübalağaları sebebiyle onu tenkit etmiştir.

            Ailesinin sarayla yakın ilişkileri olan Çelebi’nin “Evliyâ” ismini hocası Evliyâ Mehmed Efendi’ye olan saygısından aldığı söylenir. Aldığı eğitimler nedîmlik görevi için adeta onu ilmek ilmek işlemiştir. Yüksek devlet memurların yetiştiren Enderun’da eğitim almış ve dönemin öne çıkan ilim ve sanatlarında, en çok da müzik ve Kur’an okuma konusunda önemli eğitimlerden geçmiştir.  Def çaldığını ve şarkı söylediğini bildiğimiz Evliyâ müzik konusunda kendisini çok bilgili addeder.

            Vekillik, müezzinlik, hafızlık yapsa da en önemlisi seçkin bir nedîm olmasıdır. Aslında seyahatnameyi yazma gerekçesi bir noktada da  burayla kesişiyor.. Bütün bu görevlerinden öteyse o bir seyyahtı.

            IV. Murat’ın nedîmliğini yapması onun hükümdarı hem bilgilendiren hem de eğlendiren kişi olması gerekliliğini beraberinde getirir. O, beylerine yüksek kültürü aktaran olmuştur. Bu sebeple ilmî, edebî ve benzeri alanlarda kendisini yetiştirmesini iyi bilmiştir. Sahip olduğu ilim onun eserinde ağdalı bir dil kullanmasına gerekçe olmamış, 10 ciltlik eserini dönemin anlayışına göre sade bir şekilde kaleme almıştır.  İçerisinde kırk yılı geçkin bir süreyi barındıran seyahatnâme bir yönüyle de otobiyografik bir özellik taşımasının yanında hem edebî hem tarihî niteliktedir.

            Esere yalnızca seyahatleri anlatan bir kitap olarak yaklaşmamız pek de doğru olmayacaktır. Çünkü seyahatname, Osmanlı insanın dünya algısını da çok açık bir şekilde ihtiva eder.

            Bu kıymetli eserin neden yazıldığı pek çoğumuzun da aşina olduğu bir olayın sonucudur.  Rüyasında Hz. Peygamberi gören ve şefaat isteyeceği yerde seyahati dileyen Çelebi eserinde şu şekilde bu bahsi aktarmıştır: “Şefâ’at yâ Resûlallâh” diyecek mahalde hemân  “Seyâhat yâ Resûlallâh” demişim. Hemân Hazret tebessüm edüp“Şefâ’atî ve seyâhatî ve ziyâretî ve Allâhümme yessir bi’s-sıhhati ve’s-selâme” deyüp Fâtihadediler (I, 7b) 

Bir diğer gerekçe de kendinden sonraki nedîmlere kaynak niteliğinde bir eser bırakmak istemesi olabilir.

            Eserin ikinci cildinde bir rüyadan daha bahseder. Burada babasından sürekli seyahat için izin alan Çelebii seyahatlerini yazması hususunda da tembihlenmiştir. Babasından aldığı şu öğütler ise bizim de önümüzü aydınlatacak nispettedir:

Sormağa ey yâr, eyleme gel âr

Anla ne kim var ilm-i tamâmı

Fârsi’yi bilgil, ehlini bulgıl

Afsah-ı nâs ol, Arb u Acemı

Vakt-i namaz et, Hakka niyâz et

Hâlıkı yâd et, gözle imâmı

Bildiğin öğret, dersini fikr et

Eyleme hiç red, hâs u âvamı

            Evliyâ’nın eserini yazmadan evvel şablon hazırladığı, anında doldurmadığı, toplamış olduğu notlarını yaşamının son yıllarında yerleşik hayata geçtiğinde bir araya getirdiği savı çoğu araştırmacı tarafından kabul görür. Bundan hareketle seyahatnameyi yaşamının son yıllarında çeşitli sıkıntılar sebebiyle terk ettiği İstanbul’da değil Mısır’da tamamladığı kabul edilir.

            Peki, seyyahımız neyi gerekçe göstererek gezdi dersek karşımıza ilk başta devlet işleri çıkacaktır. Başlangıçta Osmanlı toprakları dışına çıkan devlet memurlarına eşlik ederken zamanla seyahat etmeyi yaşamı haline getirmiştir.

            Eser muhteva itibariyle hem edebî hem tarihî özellikleri barındırır.  Fakat tarihi yönü incelenirken dikkat edilmesi gerekir.  Çünkü Çelebi’nin eserinde doğru bilgilerin yanında kimi yerlerde doğru olmayan vâkıaları da aktardığı görülür.  . Eseri hakkında en kayda değer eleştirilerde genelde bu noktada gelir.  Çelebi yaşamadığı bazı olayları yaşamış gibi aktarırken bazılarını da abartarak ifade etmiştir. O, tarih bilgisi geniş bir insandır ama tarihi aktarırken paşasının hoşuna gidecek şekilde değiştirerek aktarabilir. Bu ve benzeri sebeplerle bu noktada Evliyâ’nın nedim olduğunu unutmamak ve bu tarz yanlış bilgileri mesleği sebebiyle vermiş olabileceğini düşünmek gerekir.  Anektot şeklinde verdiğimiz Erzurum’daki kedi hikâyesi de mübalağlarına en güzel örneklerden biridir

            Seyahatnamede mizah önemli bir yer kaplar. Çelebi tanık olmasa da her olaya mizah katabilir.  Trabzon’da bir gün camide bulunan balıkçılara,  hamsi akının olduğu haberi gelir.  Bunun üzerine balıkçılar namazı bırakıp “Namaz bulunur amma hamsi bulunmaz” diyerek camiden ayrılırlar.  Bunun dışında pek çok mizahi olay yazarın anlatımıyla eserde yer bulur.  Aynı zamanda Evliyâ, şaka yapmayı çok severdi. Hatta Şakanâme adlı bir eser yazdığını ifade eder.                                                                                                                                                           

            Yazarın başına gelen pek çok ilginç olaydan biri de Celalilerin arasına katılmasıdır. Seyahatnamesinden Celalilere katıldığı ve onlara sempati duyduğunu gizlemeyen Evliya işler tersine dönünce onların arasına katılmasına gerekçe olarak seyahat etme amacını gösterir ve Celalilere karşı yapılan savaşta padişahın yanında bulunur.

            Evliyâ tarihsel, sosyolojik ya da tıbbî gerekçelerle,  gezdiği yerlerin bazı garip görülebilecek ve ayıplanabilecek davranışlarını da okuyucuya anlatır. O, bir seyyahın bulunduğu yerin geleneklerine uygun davranması gerektiğini savunmuş ve karşılaştığı farklı yemeklere ve geleneklere karşı oldukça anlayışlı davranmıştır. Batı’ya karşı kötü bir önyargısı vardır. Ama bu, onun Batı’yı takdir etmesini ve Osmanlı’yı eleştirmesini engellemez. Ayrıca, onlarla kurduğu bireysel ilişkilerinde de bir sıkıntı yoktur. Eserde Batıyı vahşi ve Doğu’yu da güçlü aktarırken Osmanlı askerinin ölümünün üzerinde çok durmaz ve şehit olduğunu söylemekle yetinir. Düşman askerlerinin ölümünü ise uzunca ve sade bir şekilde anlatır. Batı’nın krallarını çok yüceltmediklerini, o dönemki Osmanlı’ya göre kitaba daha fazla önem verdiklerini söyleyerek Batı’yı olumlarken Osmanlı’ya eleştirilerde bulunur. Evliyâ, eserinde az sayıda da olsa doğrudan doğruya padişahı da eleştirmiştir. Saraydaki görevini düşündüğümüzde onun devlete bağlılığı tartışılamaz. Yönettiği eleştiriler bulunduğu toplumu düzeltmek için yapılmıştır.

            10 ciltlik seyahatname uzun uğraşlar sonucu gün yüzüne çıkartılmıştır. Eserini Mensur şekilde ve sade bir dille yazılmış olması Hammer tarafından bulununcaya kadar kıymetinin anlaşılmamasına sebep olmuştur. Çünkü yazıldığı dönemin ve sonraki birkaç yüzyılın algısı iyi bir eserin ağdalı bir dille manzum şekille olması gerektiği düşüncesindedir.

            Sevgili dinleyici bunca uzun anlatımın kısası şuna çıkacaktır: Bu eser yüzyıllar öncesinden şimdinin okuyucusuna yer yer eğlendiren bir üslupla görülen yerlerin yanı sıra kültürleri de doyurucu şekilde vermiştir. Dostlar, giriş cümlemize geri dönersek O bize seyahatlerini anlatmaktan yorulmadı, gelin biz de onun sesine kulak verelim…

Kaynakça:

DANKOFF, Robert. 2010. Seyyah-ı Âlem Evliyâ Çelebi’nin Dünya’ya Bakışı, YKY, İstanbul, 250 S.
TEZCAN, Nuran. 2009. Çağının Sıradışı Yazarı Evliyâ Çelebi, YKY, İstanbul, 412 S. YILMAZ, Kadriye. 2011. 17. Yüzyılda Bir Gezgin: Evliyâ Çelebi ve Seyahatnâme’si makalesi, Isparta, 8S.

Çizer: Emine Tuğyan

Rabia Gizem Tunçay
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.