Neden Ağlıyorsun Selma?

21.01.2019
240
A+
A-
Neden Ağlıyorsun Selma?

‘Bu adam unutkan mı ne
Kuşlar yüreğine işler aldırmaz’

İlhami Çiçek

Elime bir defter verdi. İçinde seninle ilgili her şeyin özeti var. Yazmak istersen sen de bir şeyler karalarsın belki dedi. Dün tesadüfen buldum çekmecede defteri. Benimle ilgili dediği her şey bana anlamsız geldi. Ben yazayım en iyisi yeniden. Neyi yazsam? Sahi ben kimdim?

İLK YAZI
Gözlerimi ağlamaklı seslere açtım. Bu ev kimin, neredeyim bilmiyorum. Odadan çıkıp bakayım bir neler oluyor? Ortalık çok kalabalık. Sarı saçlı bir oğlan çocuğu, on yaşlarında, gözleri kıpkırmızı olmuş ağlamaktan. Koridora oturmuş, beni görünce gözlerinden yine yaşlar akmaya başladı. Yanına çöktüm. Bu çocuk kardeşim Ayselin oğlu Murat galiba.

– Oğlum Murat, neden kalabalık bu ev böyle, sen neden ağlıyorsun çocuğum?

Böyle sorunca daha çok ağlamaya başladı. Sonra yanımıza bir kadın geldi. – – Hadi anne gel , içerde misafirler var, sen de görmek istersin dedi.
– Ne annesi yavrum, benim hiç kızım olmadı ki, dedim. Ama duymamış gibi yaptı. İçeri girer girmez oturanlardan bazıları kalkıp hemen
yanıma geldiler, ellerimi öpüp başınız sağolsun demeye başladılar. Kim ölmüş, neden başınız sağolsun diyor bu insanlar dedim bana anne diyen kadına.

– Babam dedi, dün gece kalp krizi geçirdi, kurtaramadı doktorlar, dedi. Ağlamaya başladı. Bu kızın babası kimdi, kimdi, kimdi, kimdi?… bir türlü
gelmedi aklıma.

– Öyle mi yavrum, başınız sağolsun, mekanı cennet olsun, dedim. Sanki çok kötü şeyler söylemişim gibi sinirlendi birden. Bağırmaya başladı.

– Annneee , annnnneee, babam öldü babammm, babammm senin kocannnn, nasıl hatırlamazsın annnneeeee, insan kocasını unutabilir mi hiç
anneeeee?…

Hiç bir şey anlamadım.

– Bana mı söylüyorsunuz kızım, benim hiç kocam olmadı ki, dedim. Cevap vermek yerine bağıra bağıra ağlamaya devam etti. Başkaları geldi yanımıza, beni başka bir odaya götürdüler;

– bugün burdan çıkma biraz, sana yemeğini getiririz, dediler.
– Tamam, dedim, beklerim.

Bu yabancı evde, tanımadığım insanların arasında, beklemekten başka çarem yoktu. İnsan dediğinin şu dünyada tek yaptığı beklemek değil de neydi zaten. Ben yıllarca annemin evinde koca bekledim de bir türlü gelmedi. Gelseydi benim de bir evim olur, çocuklarım olur, belki torunlarım bile olurdu. Ne bir evim oldu , ne de bir kocam. Az önce kocan öldü diyen kadını da tanımıyorum. Uyuyacağım. Uyuyunca beklemek kolaylaşıyor. Uyurken hiç bir şey hissetmiyorum.

İKİNCİ YAZI
Her gün, sabah, bu şehre gelmeden önce uyanıyorum. Pencerelerde demir parmaklıklar olmasa, camları sonuna kadar açar, gökyüzünün aydınlanışını da izlerdim. Üşütmemek için annemin elleriyle ördüğü mavi yeleğimi giyerdim. Gerçi annemi de anlayamıyorum artık. Geçen hafta yolda karşılaştık, hemen ellerini öptüm, sarılmak istedim, gülmeye başladı. Ona dokunmamı istemiyor gibiydi. Annem beni eskisi kadar sevmiyor mu? Onunla geçen hafta bakkala gidip en sevdiğim çikolatayı almıştık.

Bütün fıstıklı, yeşil kağıtlara sarılın olandan. Beni sevmiyor olsaydı o çikolatayı bana alır mıydı? Bazen hiçbir şey anlamıyorum. Bazen annemi tanıyamıyorum.Bazen kendimi bile tanıyamıyorum.

ÜÇÜNCÜ YAZI
İki saattir bana kızım değil gelinim olduğunu anlatıyor. Elinde bir tane fotoğraf var. Gelinle damat yan yana, gelinin biraz morali bozuk gibi görünüyor. Tansiyonum düştü, sus artık kızım dediğim an;

– bak bak, bu resimde sağdaki senin oğlun, ben de gelinin Selmayım, diyor pamuk gibi sesiyle. Başka şeyler de anlatıyor, ama bir türlü anlam veremiyorum.

– Benim hiç oğlum olmadı ki. Beni yatağıma götür kızım, dedim en sonunda. Koluma girdi, üzerinde bembeyaz dantelli yatak örtüsü olan bir yatağa yavaşca yatırdı. Yastıkta lavanta kokusu, içime çektim derin derin. Bu kokuyu sanki yüz yıldır tanıyorum Üstümü örttü, keşke bana ilk günden beri gönül rızanla kızım deseydin, dedi. Ağlıyor. Anlamıyorum.
Neden ağlıyor? Ben ona yıllardır kızım diyorum zaten. Pamuk kızım.

DÖRDÜNCÜ YAZI
Ayaklarımı hissetmiyordum. Eteklerimden bir şeyler akıyor, pis kokuyor, kimse yanıma yaklaşmıyordu. Yürüyordum hiç bilmediğim sokaklarda. Kaç gün kaç saat kaç hafta geçti bilmiyordum. Bu sabah;

– biz polisiz, bir haftadır yakınlarınız sizi arıyor, diyen bir gencin sesiyle uyandım uyuyakaldığım çöpün kenarında. Arabaya doğru giderken burunlarını tıkadılar. Arabadan inip bir binaya girdik. Sarı saçlı bir kadınla bir adam beni görünce boynuma sarıldılar. Kaçmadılar hayret. Beni
eve götürdüler. İstersen önce banyoya gir, rahatla, dedi kadın. Girdim, üstümdekileri çıkardım, aynaya baktım. Aynadaki bu yüz kimin,bu ev neresi, ben neredeyim Allah’ım. Sessiz sessiz ağladım. Sonra suyu açtım. Sıcak su aktıkça başımdan aşağı, her şeyi unuttum.

Yeniden unuttum…

ETİKETLER:
Ebru Toslak
Ebru Toslak
İki yavruya emanetçi ve hep talebe. ebrutoslak@gmail.com
YAZARA AİT TÜM YAZILAR
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.